05/03/2026 Perşembe Köşe yazarı S.A
Oruç, şükretmeyi öğretir...
Rabbimizin şükrünü hakkı ile yapmamız mümkün
değildir. Nimetlerin O'ndan olduğunu bilmemiz kâfidir.
Bilsek de bilmesek de Rabbimizin üzerimizdeki nimetleri
sayılamayacak kadar çoktur. İçinde bulunduğumuz bunca nimetleri biz istemedik,
böyle bir talebimiz de olmadı. Bizim bunlara muhtaç olduğumuz, bunlarsız
yapamayacağımız bilindiği için ihsan edildi.
Biz daha cenin iken, annemizin karnında iken, bize el, ayak ve
diğer organlar verildi. O zaman aklımız olsaydı, el ve ayaklarımızı lüzumsuz
görecektik, bunlar bana niçin takıldı, ben bunları ne yapacağım, rahat hareket
etmeme de mâni oluyorlar diyecektik. Fakat, biz dünyaya geleceğimiz ve bunlar
bize çok yarar sağlayacakları için yaratılmışlardı.
Kavuştuğumuz bunca nimetlere şükrediyor muyuz? İtiraf edelim ki
hayır. Rabbimiz de; şükreden kullarım azdır buyuruyor.
Şükretmiyorsak veya az şükrediyorsak bunun birçok sebebi var:
Birincisi bedâva bulduğumuz ve hiç eksik olmayan nimetlerini nimet olarak
görmemeye başlıyoruz.
Hava, büyük nimet. O olmazsa, hayatta kalmamız mümkün olmaz.
Yeryüzünden hava çekilse çok değil, on dakika sonra hepimiz ölürüz. Havayı yaratan,
her dakika hayatımızı kurtarıyor. Ne kadar şükretsek yine de azdır.
Oksijenin ne kadar büyük nimet olduğunu, havasız kaldığımızda
anlarız. Birisi boğazımızı sıkarsa veya sauna gibi havasız yerde uzun kalırsak
o zaman havanın kıymetini anlarız.
Sıhhatin güzelliğini, sabahlara kadar sancılar içinde
kıvrananlar bilir. Gözün değerini âmâ olanlar anlar. Kulağın kıymetini de sağır
olanlar takdir eder...
Hürriyetin değerini hapistekiler anlar. Hayatın kıymetini
mevtâlar bilir. Hiçbir mevta yoktur ki, hayata bir gün dahi olsa dönmeyi
istemesin. Salih amel işleyenler, daha çok sevap kazansınlar, dereceleri daha
çok yükselsin diye. Azap içinde olanlar ise, tövbe etmek için dönmeyi çok arzu
ederler ama bu imkân hiç kimseye verilmemiştir ve verilmez de.
Mahşerdekiler diyecekler ki: "Ya Rabbi biz her şeyi gördük
ve anladık, bize bir fırsat daha tanısan, tekrar dünyaya döndürsen, bu defa çok
iyi olacağız, neyi emretmişsen onları yapacağız, neyi haram kılmışsan onlardan
da uzak duracağız." Bu isteklerine melekler cevap verecek: "Ahmak
adam! Sen dünyadan gelmiyor musun? O zaman yapsaydın ya!.."
Su olmazsa yaşayamayız. Hayatımız onunla devam ediyor. Suyun ne
kadar büyük nimet olduğunu susadığımız zaman anlarız. Susamak da, oruçla, hele
uzun ve sıcak günlerde tutulan oruçla meydana gelir...
Oruç tutmakla melekler gibi oluyoruz. Malum onlar da yemezler,
içmezler. Rabbimizin şükrünü hakkı ile yapmamız mümkün değildir. Nimetlerin
O'ndan olduğunu bilmemiz kâfidir.
Bu haftaki sohbetimizi Hazreti Hüseyin'in çok güzel bir sözü ile
bitirelim. Buyuruyor ki: "Ya Rabbi, bize nimetler verdin ona
şükretmedik. Sıkıntılar hastalıklar ve musibetler verdin, ona da sabretmedik.
Şükretmedik diye nimetlerini kesmedin, sabretmedik diye de sıkıntılarımızı
devam ettirmedin. Sen kerimsin, kerimden kerem meydana gelir."