13/04/2026 Pazartesi Köşe yazarı V.T
"Dünyâya, Allahü teâlâya kulluk için geldik..."
"İhlâslı amel yapabilmek için gafletten
çok sakınıp, uyanık olunuz."
Ebû Abdullah Antâkî hazretleri evliyânın büyüklerindendir.
Antakya'da doğdu. Ailesi Antakya eşrâfından îtibâr edilen kimselerdi. 853
(H.239) senesinde vefât etti. Ebû Süleymân-ı Dârânî'nin sohbetlerinde kemâle
geldi. Tebe-i tâbiîn neslinden olup, Fudayl bin Iyâd ve Hâris-i Muhâsibî gibi
zamânının en büyük velîleri ile görüştü. Bişr-i Hafî ve Sırrî-yi Sekatî'nin
akranlarındandır.
Kendisinden nasihat isteyenlere buyurdu ki: "Ben öyle bir
zamâna yetiştim ki, o vakit İslâm, başlangıcındaki gibi garib oldu. Hak söz de
garib oldu. Bir âlim özlenip yanına gidildiği zaman, o, hürmeti seven, başkan
olma arzusu ile dolup taşan, gönlünü dünyâya kaptırmış olarak görülür oldu.
Âbid (çok ibâdet eden) birisine gidildiği zaman, ibâdet bilgilerini bilmeyen,
büyük düşman şeytan tarafından mağlub edilmiş birisi olarak bulunur oldu. Diğer
insanların durumu zâten mâlûmdur. Evet, insanlar dünyâlarına mağlûb olmuşlar,
arzu ve isteklerine uymuşlar, kendilerini beğenir duruma düşmüşler,
dünyâlıkları için cimri, dinleri için çok tâvizkâr ve müsamahakâr olmuşlar,
Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmekte gevşeklik göstermişlerdir.
Başlarına gelen musîbetlerden dolayı, kazâyı zemme (kötülemeye) kalkışmışlar,
şehvetlerine dalarak, dünyâda huzursuz olmuşlar, kalpleri taş gibi katılaşmış.
Niçin yaratıldıklarını unutmuşlardır. Hâlbuki, bu dünyâya Allahü teâlâya kulluk
için geldiler.
Bu dünyâ bir imtihân yeridir. Evet, insanlar Allahü teâlâya
tevekkülü, Allahü teâlâya güvenip dayanmayı da bırakmışlar. Altın ve gümüş
peşine düşmüşler. Onlar meclislerde toplantılarda, süslü sözlerle konuşmaya
çalışırlar. Gadap (hiddet) zamânı kibirli bir edâ ile bağırıp, çağırırlar.
Şimdi, kendi zamânınıza bakın. İnsanlar nasıl? Ey basîret
sâhipleri! İbret alınız. Ey Allahü teâlâya îmân eden akıl sâhipleri! Allahü
teâlâya şükür vazifesini yapmayıp, arzu ve isteklerini tercih edenler, mes'ûl
olacaklar, kıyâmet gününde mâzeret beyan edemeyeceklerdir. Allahü teâlâdan
gelen nîmetleri çok görünüz; 'Yâ Rabbi bol bol verdin' deyiniz ki şükretmeniz
mümkün olsun. Nefsinize fırsat vermemek, affa kavuşmak için, yaptığınız ibâdet
ve tâati az görünüz. İhlâslı amel yapabilmek için gafletten çok sakınıp, uyanık
olunuz."