14/01/2026 Çarşamba Köşe yazarı A.U
"Sabrın alâmeti nedir efendim?"
Hallâc-ı Mansur hazretleri, 400 kişi ile birlikte çöle açılmıştı. Birkaç
gün geçti. Yiyecek hiçbir şey bulamadılar. Açlıktan perişan bir hâle geldikleri
sırada ona gelerek hallerini arz ettiler. Hemen elini arkaya uzatıp, 400
kişinin her birine bir kelle ile iki pide verdi.
***
Bir gün bir sevdiği, Hallâc-ı Mansur hazretlerine
gelerek;
“Sabretmenin alâmeti nedir efendim?” diye sordu.
Büyük velî;
“Bir kimsenin elini ayağını kesip bir köprüde asarlar, hattâ türlü
türlü eziyet ederler de, o kimse bütün bunlara sabredip hiç âh-u vâh etmezse,
işte sabrın alâmeti budur” buyurdu.
‘Bir kimse’ dediği, bizzat kendisiydi.
Nitekim bu sözünün üzerinden fazla bir zaman
geçmemişti ki, elini ayağını kesip bir köprü başında astılar kendisini.
Bir gün de birine;
"Ne iş yapıyorsun?" diye sordu.
O kimse de;
"Hamdolsun huzûr ve âfiyetteyim. Dünyâyı terk
ederek bir köşeye çekildim, cenâb-ı Hakk'ın zikriyle meşgul oluyorum” dedi.
Büyük velî;
“Huzûr ve âfiyet bu değildir” buyurdu.
Adam şaşırdı:
“Ya nedir efendim?” diye sordu.
Cevâben;
“Huzûr ve âfiyet, nefsin itmînâna kavuşmasıdır. Nefsini tam îmâna
getir de, ister bir köşede otur ibâdet yap, istersen insanların arasında
bulun” buyurdu.