15/01/2026 Perşembe Köşe yazarı A.U
“Ârif kime denir efendim?”
Hallâc-ı Mansur hazretleri, sôfiyye-i aliyye denilen büyük velîlerdendir...
Bir gün sevdiklerinden biri bu zâta gelip “Ârif kime
denilir efendim?” diye sordu.
Büyük velî;
“Ârif o kimsedir ki; onu, üçyüzbeş senesinin, Zilkâde ayının
bitmesine altı gün kala, bir salı günü, Bağdat'ın bir meydanında; ellerini ve
ayaklarını kesip ve gözlerini çıkarıp, baş aşağı olarak îdâm eder, cesedini de
yakıp, külünü savururlar” buyurdu.
Bir kimse dediği, bizzât kendisiydi.
O kişi bu târihi kaydetti.
O gün geldiğinde Bağdat'ın bir meydanında buyurduğu
gibi astılar ve cesedini yakıp külünü savurdular!
● ● ●
Îdâm edilmesine, “üç gün” kalmıştı...
O gece yatağında bulamadılar.
İkinci gecesinde, ne Hallâc-ı Mansur hazretleri
vardı, ne de zindan.
Son gece, Hazret-i Mansur da vardı, zindan da.
Hikmetini sordular.
Cevâbında;
“Haklısınız, ilk gece Rabbimleydim, onun için beni bulamadınız.
İkinci gece Rabbim benimleydi, onun için ne beni buldunuz, ne de zindanı. Son
geceyse beni bulmanız lâzımdı, buldunuz. Çünkü beni bulmadan idâm edemezdiniz” buyurdu.