18/03/2026 Çarşamba Köşe yazarı V.T
"Sâdık, iyi bir talebe nasıl olmalıdır?"
"Talebe, hocasının huzûrunda iddiâ sâhibi
olmamalı ve ondan hiçbir şeyi gizlememelidir..."
Kudsî Abdüllatîf Efendi Osmanlı âlimlerinden olup kerâmetler
sâhibi velîlerdendir. 1384 (H.786) senesinde Kudüs'te doğdu. Medrese tahsilini
tamamladıktan sonra evliyanın büyüklerinden Zeynüddîn-i Hâfî hazretlerine
talebe oldu. İcazet verilerek Bursa'ya gönderildi. Bursa'da câmi ve dergâh inşâ
edip talebe yetiştirmeye başladı. Kurduğu dergâh Zeynîler Dergâhı adıyla meşhur
oldu. 1452 (H.856) senesinde Bursa'da vefât etti.
Bir gün kendisinden; "Sâdık, iyi bir mürid (talebe) nasıl
olmalıdır?" diye soruldu. Cevap olarak buyurdu ki: "Hocasının
huzûrunda iddiâ sâhibi olmamalı, makam ve rütbe için kendisinden bahsetmemeli,
yabancı kadınlarla ve genç oğlanlarla bir yerde yalnız kalmamalı, hocasından
hiçbir şeyi gizlememeli, izinsiz sohbet meclislerine katılmamalı, tamamen teslim
olmalı, şüpheye düştüğü konularda Kur'ân-ı kerîmin Kehf sûresindeki Mûsâ
aleyhisselâm ile Hızır aleyhisselâm kıssasını hatırlamalıdır."
"Mürşid, yol gösteren zâtın sohbeti nasıl olmalıdır?"
denilince de şöyle buyurdu: "Onun birbirinden farklı üç sohbeti olmalıdır:
Birincisi; halkla sohbetidir. Bu sohbetlerde Müslümanların dînî bilgilerini
öğrenmeleri için onlara ibâdet ve muâmelât, alışveriş, bilgilerinden
bahsetmelidir. İkincisi; dostlar ve sevgililerle olan sohbettir. Bunda daha
ziyâde tasavvuf ile hâllenmiş olanlara zikir, murâkabe, halvet, riyâzet,
mücâhede gibi mevzûlar anlatılır. Üçüncüsü; talebelerle tek tek sohbet şekli
olup, onların eksik ve noksanlıkları işaret edilip, hâl çâreleri
gösterilir."
Sohbetlerinde buyurdu ki: “Sahih keşfle sabittir ki, kalbi
zikredene, imânının gitmesi için şeytan musallat olamaz.”
“Kerâmetler ancak bir hayır, hikmet için gösterilir. Kerâmetini
gizlemeyen dünyâya düşkündür. Bana talebe olan yâhut evlâdımdan ve halîfelerime
bağlı olup, kerâmet derecesine ulaşıp, maksatsız kerâmet izhar edenin yüzü iki
dünyâda kara olur."
"İnsanlara rehberlik eden kimsede şu hasletler bulunmazsa,
o rehberlik yapamaz: Kusurları örtücü ve bağışlayıcı olması, şefkatli ve
yumuşak olması, doğru sözlü ve iyilik yapıcı olması, iyiliği emredip, kötülüklerden
menedici olması, misâfirperver ve geceleri insanlar uyurken ibâdet edici
olması, âlim ve cesûr olması."
"Şükrün esası, nîmetin sâhibini bilmek, bunu kalp ile
itirâf etmek ve dille söylemektir."