"Sultana karşı gelmenin cezasını biliyor musun?"

23/11/2019 Cumartesi Köşe yazarı A.D

Buharalı bir âlim, Sultan'ın çocuklarının sokakta uygunsuz oyunlar oynadıklarını görür ve bastonla hafifçe vurur. Çocuklar gidip babalarına şikâyet eder!..

 

 

Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker, farz-ı kifayedir. "Maruf" dinimizin emrettiği hususlardır. "Münker" ise, dinimizin yasakladığı, yani Allahü teâlânın razı olmadığı işlerdir... Emr-i maruf yapılmazsa, ilim yok olur. Cehalet ve sapıklık yayılır. Fitne her tarafı kaplar. Duruma göre; emr-i marufun yapılmaması gereken yerler de yapmanın iyi olduğu yerler de olabiliyor...

             ***

Büyük İslam âlimi Hüseyin Hilmi Işık "kuddîse sirrûh" buyurdu ki:

"Efendim, küffârla savaşan ve bir kılıç darbesiyle kanlar içinde atından düşüp şehîd olan bir askere, çok büyük sevap vardır. Çünkü bu, 'Cihâd'dır. Cihâd sevâbı alır. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını dağıtanlar, ondan daha çok sevap alıyorlar. Neden? Çünkü bu hizmet, 'Emr-i mâruf'tur, insanlara dînini öğretmektir. Bu hizmetlerde hem 'Cihâd' var, hem 'Emr-i mâruf' var, hem de 'Hediye' var. Hediye, başlı başına bir sevaptır, sadaka sevâbı... Allah’ın kullarına yapılan her türlü hizmet makbuldür. Ama 'Kitap vermek' veyâ verilmesine sebep olmak, hepsinden daha kıymetlidir, daha makbuldür. Yâni bir insanın dînini öğrenmesine sebep olmak, hepsinden daha sevaptır..."

            ***

Buharalı âlim bir zat, Semerkant’ta Sultanın çocuklarının sokakta uygunsuz oyunlar oynadıklarını görünce elindeki bastonla hafifçe vurur. Çocuklar kaçıp babalarına şikâyet ederler... Sultan, Buharalı âlimi çağırtarak, şöyle der:
-Ey hoca! Sultana karşı gelmenin cezasını bilmiyor musun?
-Biliyorum Sultanım, ama ya sen, Rahman’a karşı gelenin Cehenneme gideceğini bilmiyor musun?
-Sana böyle emr-i maruf yapmak vazifesini kim verdi?
-Önce söyler misin? Seni kim Sultan yaptı?
-Kim olacak elbette Halife.
-Beni de, o Halifenin Rabbi vazifelendirdi.
-O hâlde sana Semerkant’ta emr-i maruf vazifesini veriyorum!
-Ben de kendimi bu vazifeden hemen azlettim.
-Hoca, senin bu cevabına hayret ettim, emredilmeden, izinsiz görev yapıyorsun. İzin verilince de, istemiyorsun.
-Sultanım, sen izin verince, sonra azledersin. Rabbimin verdiği görevden beni kimse azledemez.
-Sen iyi birine benziyorsun. Dile benden ne dilersen!
-Peki, her şey isteyebilir miyim?
-Elbette.
- İhtiyarladım, hâlsizleştim, gençleşmek istiyorum!
-Bu iş elimden gelmez.
-O zaman bana bir ferman yaz, görevli melekler beni Cehenneme atmasın!
-Bunu da yapamam.
-Benim öyle bir "Sultan"ım var ki, her şeyimi ondan istiyorum. Hiç (bunu yapamam) demedi.
-Haklısın, haydi yolun açık olsun. Dualarında beni unutma! (İslam Ahlakı)