26/01/2026 Pazartesi Köşe yazarı R.A
Ramazân ayına hazırlanmak...
İslâmın beş şartından dördüncüsü, mübârek
Ramazân ayında, her Müslümânın her gün oruç tutmasıdır.
19
Şubat 2026 (01 Ramazân 1447) Perşembe günü,
mübârek “Üç Ay”ların 3.sü ve sonuncusu, hicrî-kamerî
senenin 9. ayı ve ayların da sultânı olan Ramazân ayı
başlayacaktır inşâallah. Daha önceki makâlelerimizde de ifâde ettiğimiz gibi,
Resûlullah Efendimiz, Recep ayının başında "Yâ Rabbî, Receb ve Şa’bân aylarında bizler
için bereket kıl ve bizi Ramazân ayına da eriştir" diye
duâ ederdi.
Bildiğimiz
gibi, İslâmın beş şartından dördüncüsü, mübârek Ramazân ayında, akıllı,
bülûğa ermiş, erkek ve kadın her Müslümânın her gün oruç tutmasıdır. Oruç
tutmak, biz ümmet-i Muhammed’e, Peygamber Efendimizin
Mekke-i mükerremeden Medine-i münevvereye hicretinden 18 ay sonra, Şabân
ayının 10. günü, Bedir gazâsından da 1 ay önce farz olmuştur.
Peygamber Efendimiz, Sahîh-i Buhârî’de zikredilen
bir hadîs-i şerîfinde, Ramazân-ı şerîfin fazîleti ve bu
ayda tutulması gereken oruç hakkında
buyurmuştur ki:
“Bir
kimse, Ramazân ayında oruç tutmağı farz (vazîfe) bilir ve orucun sevâbını,
Allahü teâlâdan beklerse, geçmiş günâhları affolur.”
“Ramazân” kelimesi, “yanmak” demektir.
Çünkü, bu
ayda oruç tutan ve tevbe edenlerin günâhları yanar, yok olur.
Ramazân-ı şerîfte, oruç tutmak çok sevâptır. Özürsüz oruç
tutmamak büyük günâhtır. Hadîs-i şerîfte, “Özürsüz, Ramazânda bir gün oruç tutmayan,
bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazândaki o bir günkü sevâba
kavuşamaz” buyuruldu. (Tirmizî)
Ama dînî bir mazeret varsa, oruç tutmamak günâh olmaz. Açıktan
oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve
harâmlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu da kabûl olur ve îmânları olduğu
anlaşılır.
Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Ramazân ayı, mübârek bir aydır. Allahü
teâlâ, size, Ramazân orucunu farz kıldı. O ayda, rahmet kapıları açılır,
Cehennem kapıları kapanır, şeytânlar bağlanır. O ayda, bir gece vardır ki, bin
aydan daha kıymetlidir. O gecenin (Kadir gecesinin) hayrından mahrûm kalan, her
hayırdan mahrûm kalmış sayılır.” [Nesâî]
Aşere-i
mübeşşere’den (Cennet ile müjdelenen 10 büyük sahâbîden biri olan) Ebû Ubeyde
bin Cerrâh (radıyallahü anh)’ın şu hikmetli sözünü, bu ayda daha çok
hâtırlamaya çalışalım:
O, vefât etmeden önce: “Namaz kılınız, Ramazân orucunu tutunuz,
zekâtınızı veriniz, hac ve umre yapınız. Dünyâ sizi aldatmasın. Allahü teâlâ
ölümü yarattı; herkes ölecektir” buyurmuştur.
Burada şu hususu önemle vurgulamalıyız ki, bizim
ibâdetlerimizin Allahü teâlâya hiçbir faydası olmadığı gibi, O'nun da bizim
ibâdetlerimize ihtiyâcı yoktur. Her insanın yaptığı ibâdetin faydası, yalnız
kendisinedir. Zâten böyle olduğu Fâtır sûresinin 18.
âyet-i kerîmesinde açıkça haber verilmektedir. İnsanların ibâdet ve isyânları,
Cenâb-ı Hakk'ın celâli, azameti, büyüklüğü karşısında aynıdır. Bütün insanlar,
cinnîler ve diğer mahlûkât, Allahü teâlâya, en müttakî bir kul gibi ibâdet
etseler, O'na herhangi bir faydası olmaz. Bunun tersine bütün mahlûkât, O'na
küfür ve isyân etseler, bunun da herhangi bir zararı olmaz.