06/04/2026 Pazartesi Köşe yazarı R.A
Namaza dâir âyet-i kerîmeler
İslâmiyette en önemli emir îmân etmektir.
Îmân, bir binânın temeli gibidir. Îmândan sonra en mühim farz da namazdır...
Namaz, İslâmın 5 şartından birisidir. Namaz, binânın kendisi,
kirişleri ve duvarları gibidir. Namazın ehemmiyetini bildiren âyet-i kerîmeler
ve hadîs-i şerîfler pek çoktur. Kur’ân-ı kerîmde yüzden fazla yerde, namaz
kılma emri tekrâr edilmektedir.
Aslında bütün insanların yaratılmalarındaki maksat, Allahü
teâlâya ibâdet etmeleridir. Nitekim Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîminde, Zâriyât
sûresinin 56. âyet-i kerîmesinde, meâlen “Cinnîleri ve insanları ancak (beni
bilmeleri, tanımaları) bana ibâdet etmeleri için yarattım” buyurmuştur.
“İbâdet”, Allahü
teâlânın râzı olduğu işleri yapmaktır. Allahü teâlânın rızâsı ise, yapılmasını
kesin olarak emrettiği farzları yerine getirmekte ve yasak ettiği harâmlardan
kaçınmaktadır.
İslâm'ın beş temel şartından, esâsından ikincisi olan, îmândan
sonra en mühim farîza olarak beyân edilen namaz, günün belli zaman dilimleri içerisinde yerine
getirilmesi gereken bir farzdır. Namazların, vakitlerinden önce kılınmaları
câiz olmadığı gibi, vakitlerinden sonraya bırakılmaları da câiz değildir.
Nitekim Allahü teâlâ, "Şüphesiz namaz, mü'minlere vakitli
olarak farz kılınmıştır (Belli zamanlarda namaz kılmak, müminlere farz oldu.
Namaz kılmak, müminlere belli zamanlarda farz kılındı)" (Nisâ,
103) buyurmuştur. Binâenaleyh vakit, namazın en önemli şartlarından birisidir.
Hattâ hem şartı, hem de sebebidir. Kur'ân-ı kerîmde,
birkaç âyet-i kerîmede, namaz vakitlerine mücmel olarak işâret
buyurulmuştur: el-Bakara, 238; Hûd, 114; el-İsrâ, 78; er-Rûm,
17-18; Kâf, 39-40; el-İnsân, 25-26'da olduğu gibi.
Hanbelî mezhebi âlimlerinden Ebu'l-Ferec Abdurrahmân İbnü'l-Cevzî [v.
597 / 1201], "Zâdu'l-Mesîr fî İlmi't-Tefsîr" adlı
eserinde, Nisâ sûresinin 103. âyet-i kerîmesindeki "Kitâben
Mevkûten" lafızlarıyla ilgili olarak:
"Kitâben",
"farzan" demektir. "Mevkûten" hakkında
da 2 kavil vardır: 1.'si "mefrûzan=farz kılınmış" manâsıdır
ki, bunu İbn-i Abbâs, Mücâhid, Süddî ve İbn-i Zeyd ifâde etmişlerdir. 2.'si
ise, "belli
vakitlerle vakitlenmiş [belli vakitlerde farz kılınmış]" anlamıdır;
bu da İbn-i Mes'ûd, Katâde, Zeyd bin Eslem ve İbn-i Kuteybe'nin kavilleridir.
Şâfiî mezhebi âlimlerinden İmâm Allâme Fahruddîn
er-Râzî [v. 606/1209], "Mefâtîhu'l-Gayb (veya
et-Tefsîru'l-Kebîr)" isimli 32 cildlik tefsîrinde:
"Bil
ki, Allahü teâlâ, bu âyette, namazın vücûbunun [ya'nî farziyyetinin] husûsî
vakitlerle mukadder olduğunu beyân etmiş, burada vakitleri icmâlen zikretmiş,
onları diğer âyetlerde açıklamıştır. Onlar 5 âyettir: el-Bakara, 238;
el-İsrâ,78; er-Rûm, 17; Hûd, 114; Tâhâ, 130.
Tâhâ
130'daki, "Kable tulûı'ş-şemsi ve kable ğurûbihâ = güneşin doğmasından ve
batmasından önce" lafızları "sabâh" ve "ikindi"ye
işârettir. Hûd 114'deki, "Tarafeyi'n-nehâr=Günün iki tarafında"
lafızları da böyledir [Ya'nî burada da sabâh ve ikindi
namazları kasdolunmaktadır.]
Yine Hûd 114'deki "ve min ânâi'l-leyl" lafızları
da "akşam" ve "yatsı"ya
işârettir. Bu da "zülefen mine'l-leyl" gibidir
[Yanî burada da akşam ve yatsı namazları kasdolunmaktadır.] Bunlar,
beş namazın beş vaktine delâlet eden âyetler mecmûasıdır.”