12/02/2026 Perşembe Köşe yazarı S.A
Hased, iyileşmeyen bir yara gibidir!..
Hased, manevi hastalıklardandır ve büyük bir
günahtır. İnsanın sıhhatini bozar, üzüntüsünü artırır, amellerini yakar.
Hased (çekememezlik) başkasının sahip olduğu nimetlerin elinden
alınmasını temenni etmektir. Manevi hastalıklardandır ve büyük bir günahtır.
Felâk suresinde Yüce Rabbimiz "Hased ettiği zaman, hased edenin
şerrinden kendisine sığınmamızı" emretmektedir...
Hased, günahında hiçbir lezzet de yoktur. Diğer günahlarda
geçici, aldatıcı lezzet olabilir. Zehirli bal gibi, ama bunda hiçbir tat yok.
Hiçbir faydası da yoktur.
Hased dört kısma ayrılır:
Birincisi: Sevmediği
kişinin elindeki nimetler gitsin, varsın onun da olmasın. Bu, hasedin en
kötüsüdür.
İkincisi: Ondan
alınsın kendisine verilsin. Bu da kötüdür.
Üçüncüsü: Onun
gibi kendisi de nimetlere kavuşsun fakat başka yerden. Başka yerden olmaz ise
sonra ondan alınsın ister. Bu diğerlerine göre biraz ehven ise de gene de
haramdır.
Dördüncüsü diyor
ki: Ey Rabbim bu kuluna verdiğin nimetlerini (makâm, mevki, para) bana da ver.
Ama ondan alarak değil, başka yerden istiyorum. Bu, günah olmaz...
Hased, çok kötü bir huydur. İnsanın sıhhatini bozar, üzüntüsünü
artırır, amellerini yakar. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Ateşin
odunu yakıp yok ettiği gibi, hased de sevapları yer ve mahveder.)
Dünyada rahatlık yoktur. Herkesin kendine göre bazı sıkıntıları
vardır. Ya kendisinde veya sevdiklerinin birinde. Hased edenin ise
sıkıntılarına ilave bir de hased ettiği kişi veya kişilerin kavuştukları
nimetlerdir. Onların nimeti arttıkça, hasedcinin üzüntüleri de artar, huzur
bulamaz. Daima sıkıntılıdır...
İbni Sirin hazretleri buyuruyor ki: "Ben dünya makamı,
mevkii ve serveti için hiç kimseye hased etmem. Düşünürüm; hepimiz bir gün
öleceğiz, kabre gireceğiz. Kabir de, hadis-i şerifte buyurulduğu gibi; (Ya
cennet bahçelerinden bir bahçedir veya (Allah korusun) cehennem çukurlarından
bir çukurdur.) Nefsimin hased etmemi istediği bu adam da,
bu ikisinden birine girecek. Eğer cennet bahçesine girecekse; bu elindeki
nimetlerin ne kıymeti var ki kıskanayım. Cehenneme girecekse; onu kıskanmak
değil ona acımak gerektir. Yani her hâlükârda; dünyanın geçici, fâni, bir
gün bile devam edeceği belli olmayan hayatına hased etmemeliyiz!" Böyle
bir hayatın nesini kıskanacağız!..
***
Mevlâna Celâleddin-i Rûmî (rahmetullahi aleyh) Konya'da bir
sokaktan geçerken ilkbahar mevsiminin güneşli bir gününde duvar dibinde iki
köpeğe rastlarlar. Köpekler sarmaş dolaş uyuyorlardı, kollarını biribirlerinin
boynuna dolamışlardı... Bu, talebenin dikkâtini çeker ve hocasına göstererek
der ki:
-Efendim ne kadar tatlı bir manzaradır, ne de çok birbirlerini
seviyor bu köpekler, böylece uyuyorlar.
Mevlâna hazretleri köpeklere bakar, tebessüm eder ve buyurur ki:
-Kemik, olmadığı için böyle sarmaş dolaştırlar. Yanlarına bir
kemik atarsan o zaman görürsün o dostlukları nasıl düşmanlığa dönüşecektir!..