15/02/2026 Pazar Köşe yazarı V.T
"Tehlikelerden gücünüz yettiği kadar sakınınız!"
"Takat getirilemeyen, dayanılamayan
şeylerden uzaklaşmak, Peygamberlerin âdetidir...”
Nesîb Efendi Osmanlı şeyhülislâmlarındandır. 1842 (H.1258)
senesinde Üsküp'te doğdu. İlk tahsîlini Liphova'da yaptı. Orada Rufâî tarîkati
Gülşeniye koluna mensup meşhur velîlerden Şerefüddîn Şuayb Efendiye intisab
ederek icâzet aldı. 1863'te İstanbul'a giderek Fâtih medresesinden mezun oldu.
Çeşitli devlet kademelerinde çalıştı. 1911'de şeyhülislâmlığa getirildi.
1912'de İttihât ve Terakkî Partisinin baskısı sonucu görevinden ayrıldı. 11
Mart 1914'te (H.1332) vefât etti. Muhyiddîn-i Arabî hazretlerinin eserlerinden
yaptığı bâzı tercümeleri Müntehebât adıyla neşretti. Bu eserinde şöyle
nakleder:
Şeyh-i Ekber Muhyiddîn-i Arabî cinlerin var olduğuna, şu âyet-i
kerîmeleri delîl olarak gösteriyor:
1. Zâriyat sûresinin ellialtıncı âyetinde meâlen; “İnsanları ve
cinleri ancak, beni bilip, itaat ve ibâdet etmeleri için yarattım” buyuruluyor.
2. Rahmân sûresi, yetmişdördüncü âyetinde, cinlerin Cennete gireceği
bildiriliyor. 3. Rahmân sûresinin otuzbirinci âyetinde; “Sekalân” buyuruluyor.
Yani “Ey insanlar ve cinnîler” demektir. Resûl-i sekâleyn, müftîyüssekaleyn,
gavsüssekaleyn (yani insanların ve cinlerin Peygamberi, müftîsi, velîsi) gibi
isimler de cinlerin varlığını göstermektedir.
Kitaplı kâfirlerin hepsi, ateşe tapanlar, puta tapanlar,
budistler, müşrikler ve Yunan filozoflarının çoğu ve tasavvuf büyükleri
cinlerin var olduğuna inanıyor. Kur’ân-ı kerîmde zikredilen, Süleymân
aleyhisselâmın vakası da, cinlerin varlığını göstermektedir. Muhyiddîn-i Arabî
hazretleri, “Müsâmere” adındaki kitabında diyor ki:
“Eshâb-ı kirâmdan Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) hazretlerinin
haber verdiği hadîs-i şerîfte; (Bir zaman gelir ki, Müslümanlar birbirlerinden
ayrılır, parçalanırlar. Şerîatı bırakıp, kendi düşüncelerine, görüşlerine
uyarlar. Kur’ân-ı kerîmi mizmarlardan, yani çalgılardan şarkı gibi okurlar.
Allah için değil, keyif için okurlar. Böyle okuyanlara ve dinleyenlere, hiç
sevap verilmez. Allahü teâlâ bunlara lanet eder. Azâb verir...”
Muhyiddîn-i Arabî “kuddise sirruh” “Fütûhât-ül-mekkiyye”
kitabında “Kaza, belâ” bahsinde; “Belâlardan, tehlikelerden, gücünüz yettiği
kadar sakınınız. Çünkü, takat getirilemeyen, dayanılamayan şeylerden
uzaklaşmak, Peygamberlerin âdetidir” buyurmaktadır.