15/04/2026 Çarşamba Köşe yazarı H.Y
Kalbimizde iman, devamlı ve sâbit olmalıdır...
İman nurunu söndürmeyen sebeplerden biri de,
kalbi, sıfât-ı zemîmeden, yani kötü sıfatlardan temizlemektir.
Kendimize karşı vazifelerimizden biri de, kalbimizdeki imanımızı
devamlı ve sâbit yapmaktır. Sevgili Peygamberimiz bile, (Allahümme
yâ mukallibel-kulûb. Sebbit kalbî alâ dînike) diye dua
ederek Rabbine yalvarırdı. Yani kalbinin dinde, imanda sâbit kalmasını talep
ederdi.
Kalbimizdeki iman nurunun sönmemesini temin eden sebeplerin
başında hiç şüphesiz ilim gelir. İlim sebebiyle kalp o
kadar genişler ve açılır ki, onun her köşesi göklerden ve yerden daha geniş
olur. Hepsini içine alır. Bir kimsenin ilmi ne kadar çoğalırsa, sinesindeki
genişleme de o kadar artar. Bu ilim ise, Peygamberimizden “aleyhisselâm” miras
kalan ilimdir. Peygamberlere ilimden başka şeyle vâris olunmaz... O zamandan bu
yana çok vakit geçti. Felsefe karanlıkları zuhur etti. İslâm semasını
kararttılar. Bir kısım insanları yoldan çıkardılar. Bunlara ilim değil, cehalet
demek daha uygun olur.
İman
nurunu arttıran şeylerden biri de, Allahü teâlânın
kullarına mal, para, makam ve benzeri şeylerde ihsanda bulunmak lazımdır. Mal
ve para ile olan ihsan ve iyiliğin ne olduğunu herkes bilir. Kimin eli daha
açık ise, kalbi de o kadar geniştir. Kimin eli kısa ve kapalı ise, sinesi de o
nispette dardır. El açıklığı, cömertlik ve ihsan, Allahü teâlâ ve kulları
katında büyük mertebedir. Dünya ve âhirette izzettir, iyiliktir ve sevaptır.
Makamla olan ihsan; kimsesiz bir kişiyi, yanına veya emrine veya birisinin
yanında bir işe koymakla yapılan ihsandır.
Kalpteki iman nuru, Allah yolunda kahramanlık, insaf sahipleri
yanında doğruyu söylemekle de artar. Bu da gönül
ferahlığına yol açar. Böyle yiğitlik, güzelliklerin başı ve bütün iyiliklerin
kaynağıdır. Din yolundaki şiddet ve zorluklar, ancak bununla aşılır. “Canını
düşünmeden saldırdığı zaman, yiğidin kalbine açılan ve görünen şeyi, başkaları
kırk sene halvette/hep ibadette kalmakla göremez” demişlerdir.
Ama bu cesaret ve yiğitlik, Allah için ve Allahın dininde olursa her şeyden
daha yüksektir. Âl-i İmrân sûresinin 169 ve 170. âyetlerinde, (Onlar
Rableri katında diridirler. Cennet meyvelerinden rızıklanırlar. Onlar, Allahın
verdiği ihsandan dolayı, ferah ve sevinç içindedirler) diye
meâlen bildirilen büyük nimetler bunlardır...
İman nurunu söndürmeyen sebeplerden biri de, kalbi,
sıfât-ı zemîme, yani kötü sıfatlar denilen; haset, ucub, kibir, riya, buğuz,
kin ve Allah için olmayan mal ve makam, yani dünya sevgisi gibi kötü huylardan
temizlemektir. Çünkü bunlar, şehvet ve nefis toprağından
yükselen, zulmânî buhar ve dumanlardır. Kalbi bulandırır ve karartırlar ve
gönlün şerhine/yarılmasına sebep olan iman nurundan, tevhîdden, ilimden,
muhabbetten ve zikirden insanı alıkoyarlar. Mahrum bırakırlar. Kalp sahasını
karartır ve daraltırlar. Bu güzel sıfatlar, en kâmil, en yüksek, en mükemmel
şekilde Resûl-i ekremde “aleyhisselâm” mevcut idiler. Ondan sonra, uyma
miktarınca, ona tâbi olanlarda bulunur. Resûlullaha uymada, kim daha ileri
gitmişse, gönlü daha çok genişlemiş ve kalbi o nisbette nurlanmış olur...