15/05/2026 Cuma Köşe yazarı A.U
"Bundan daha büyük nimet olur mu?”
Tâbiîn’in meşhur âlimlerinden Ubeyde bin Muhâcir hazretleri,
aslen Rum’dur.
112 (m. 730) da vefât etti.
Bir defâsında ticâret için Azerbaycan'a gitmişti.
Bir akşam vakti, gecelemek üzere nehir kenarında bir yere
çekildi.
Ve bir hâdiseye şâhit oldu.
Yâni bizzat yaşadı.
Kendisi şöyle anlatıyor:
Yakınımda, devamlı Allahü teâlâya hamd eden birinin sesini
işittim.
Sesin geldiği yere doğru yaklaştığımda, çukur içinde, bir hasıra
sarılmış birini gördüm.
Yanına yaklaştım.
“Selâmün aleyküm.”
“Aleyküm
selâm.”
Dedim ki:
“Sen kimsin?”
“Bir
Müslümanım.”
“Niçin buradasın?”
Cevâbında;
“Ben
burada Rabbime hamd ediyorum. Zîrâ beni yarattı, bana düzgün âzâlar verdi,
Müslüman olmakla şereflendirdi, sıhhat âfiyet verdi, ayıp ve günahlarımı da
örtüyor. Bundan daha büyük nimet olur mu?” dedi.
Çok sevdim onu.
Ve teklîf ettim ki:
“Gel,
bize gidelim.”
Kabûl etmedi.
Onun, o hâldeyken bile hâlinden memnun olup şikâyet etmemesi,
beni çok duygulandırdı.