15/06/2026 Pazartesi Köşe yazarı R.A
Asr-ı saadetten bu yana gelip geçen müceddidler
Müceddidlerin 1.si, Resûlüllahın Halîfesi olan
Abdullah Ebû Bekr-i Sıddîk bin Osmân Ebî Kuhâfe (radıyallahü anhümâ)
hazretleridir.
Geçen haftaki 2. makâlemizde, Yeni İstiklâl Gazetesi’ne
(Sayı: 270, 12 Ekim 1966) “Müceddid”lere dâir sorulan
bir suâlin cevâbından bir kısmını, sizlere arz etmiştik. Bugün ve yarın da,
cevâbın kalan kısmını iktibâs ederek aynı konuya devâm edelim inşâallah.
“İmâm-ı
Rabbânî hazretleri, “Mektûbât”ının, I. Cilt, 256.
mektûbunda buyuruyor ki: "Resûlüllahın (sallallahu aleyhi ve sellem)
izinde giderek yükselenler, Peygamberlik makâmının kemâlâtını
tamâmlayınca, bunlardan bazılarına imâmet makâmını verirler;
bazısında o kemâl hâsıl olursa da, bu makâmı vermezler. Bunların hepsi, aynı
kemâle kavuşmuşlardır. Aralarındaki fark, makâm sâhibi olmak ve olmamaktır. Makâm
sâhibi olanlar, o makâmın üstünlüklerine de mâlik olurlar.
Resulüllahın
tâm izinde gidenlerden, ona mahsûs olan vilâyetin kemâlâtını bitirince,
bunlardan bazısına hilâfet makâmını verirler. Bazıları,
yalnız o kemâlâta kavuşmakla kalır, makâm sâhibi olmaz. Bu her iki makâmda
bulunanlar, kemâlâtın aslına kavuşanlardır. Bu kemâlâtın zıllerine, gölgelerine
kavuşanlardan bazısına, imâmet makâmına benzeyen bir makâm verilir. Bu
makâm, “kutb-i irşâd” makâmıdır. Hilâfet makâmına
benzeyeni, “kutb-i medâr” makâmıdır. Aşağı derecede
bulunan bu iki makâm, yukarıdaki iki makâmın gölgesi gibidir."
Muhyiddîn-i
İbn-i Arabî'ye göre (kuddise sirruh), “Gavs”,
“Kutb-i Medâr” demektir. İmâm-ı Rabbânî'ye göre (kuddise
sirruh), “Gavs”, “Kutb-i Medâr”dan başkadır; ona yardım
eder. Kutb-i Medâr, bazı işlerde ondan yardım bekler. Makâm sâhibi olanlar, o
makâmın kemâllerini bilirler. Makâm sâhibi olmayanlar bilmezler, [o mevzûda]
ilim sâhibi değildirler.
Âlimler
helâli, harâmı bildirirler. Bu bilgileri kalplere yerleştirenler, mürşid-i kâmillerdir. Âlimlerden
öğrenilen îmân bilgileri, mürşid-i kâmilin sohbeti sayesinde vicdânîleşirler.
İbâdetler kolay ve lezzetli olur.
b) Yine “Mir'âtü'l-Haremeyn”in “Cezîretü'l-Arab” kısmında
deniliyor ki; “Allahü teâlânın dînini
kuvvetlendiren müceddidlerin 1.si, Resûlüllahın Halîfesi olan
Abdullah Ebû Bekr-i Sıddîk bin Osmân Ebî Kuhâfe (radıyallahü anhümâ)
hazretleridir. Hicret-i Nebeviyyenin 13. senesinde
Cemâziyel-âhir ayının 22'nci (Cuma) gecesi vefât etmiş, Hücre-i Saâdete
defnolunmuştur.
Müceddidlerin
2.si, İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe hazretleridir. 80
senesinde tevellüd, 150 senesinde vefât etti. Bağdâd’da medfûndur.
3.
asrın Müceddidi, Cüneyd-i Bağdâdî hazretleridir. 298
senesinde vefât etti. Bağdâd'dadır.
4.
asrın Müceddidi, İlm-i kelam âlimlerinden meşhûr Kâdî
Muhammed Ebû Bekir Bâkıllânî'dir. Basra'da tevellüd,
403'te Bağdâd'da vefât etti. Elçi olarak İstanbul'a gelmiş idi.
5.
asrın Müceddidi, Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî hazretleridir. 448
senesinde Îrân'da tevellüd, 561'de Bağdâd'da vefât etti. [“Mir'âtü'l-Haremeyn”in
yazısı burada tamâm oldu.]