16/02/2026 Pazartesi Köşe yazarı V.T
"Hocam, niçin bir çocuğun peşinden gitti acaba?.."
Sâmi Niyazi Efendi: "Oğlum, o görüp de
çocuk zannettiğin Hızır aleyhisselâm idi!.."
Sâmi Niyazi Efendi son devir Anadolu velîlerindendir. Manisa'nın
Saruhanlı kazâsında 5 Mart 1878 (H.1296)'de doğdu. İlk tahsîline doğduğu yer
olan Saruhan'da başladı. Sonra İstanbul'a giderek, tahsîline devâm etti. Bu
arada bâzı velîlerin yanına gidip onların sohbetlerinde bulundu ve tasavvuf
yolunda insanlara doğru yolu göstermek için icâzet, izin aldı. Kasımpaşa'daki
Yahyâ Efendi Dergâhına şeyh tâyin edildi. Çok kerametleri görüldü.
Bir gün bir talebesiyle vaaz vermek için Fâtih Câmiine gitti.
Namazdan sonra vaaz vermeye başladı. Bu sırada küçük bir çocuk gelerek;
"Sâmi Efendi, biraz gelir misin, seninle görüşelim" dedi. Sâmi Efendi
de kalkıp, o çocuk ile câminin bir kenarında bir müddet konuştuktan sonra
tekrar kürsüde vaazına devâm etti. O sırada talebesi; "Hocam âlim bir zât
olmasına rağmen, ufacık bir çocuğa tâbi oldu" diye düşündü. Sâmi Efendi,
ona dönerek; "Oğlum, o görüp de çocuk zannettiğin Hızır aleyhisselâm idi.
Aramızda bâzı özel konuşmalar oldu" buyurdu.
Sâmi Efendi, bir gün evinde yumurta gibi bâzı şeyleri önüne
almış, onlarla meşgûl idi. Hanımı kendi kendine; "Efendi vaktini bu gibi
şeylerle meşgûl ediyor!" diye düşündü. Ertesi gün bir grup talebe ziyâret
için geldiler. Hanımı onlara çay demliyordu. Bir ara ayağı takılınca, kaynar su
ayağına döküldü. Hanımı can acısı ile "Allah" diye bağırdı. Sesi
duyan Sâmi Niyazi Efendi, hemen hanımının yanına giderek, bir gün önce
hazırladığı merhemi hanımının ayağının yanan yerine sürdü ve; "Hanım, dün
benim bu merhem ile meşgûl olduğumu görünce; "Efendi vaktini bu gibi
lüzumsuz şeylerle geçiriyor!" diye düşünmüştün. Gördün ya bu merhemi biz
ne için hazırlamışız" dedi.
Sâmi Niyazi Efendi tasavvuf yoluna dâir çeşitli eserler yazdı.
Bunlardan Mi'yâr-ı Evliyâ isimli kitabında şöyle nakleder:
İslâmiyyetin sûretini elde eden, yanî vilâyet-i âmmeye
kavuşanlar, tasavvuf yolunda ilerleyerek, vilâyet-i hâssaya kavuşabilirler. Bu
yolda ilerleyen Müslümâna sâlik denir. Sâlikin nefsi yavaş yavaş, emmârelikten
kurtulup itmînâna, râhata kavuşur. Azgınlığı gider. Şunu iyi bilmelidir ki,
vilâyet-i hâssaya kavuşmak için çalışan sâlikin, hep İslâmiyyetin sûretine
uyması şarttır. İslâmiyyetin emrettiklerini yapmak ve yasaklarından sakınmak
tasavvuf yolunda lâzımdır. Farzları yapmak, sâlikin ilerlemesini kolaylaştırır.