17/05/2026 Pazar Köşe yazarı S.K
Ömrün ve vaktin kıymetini bilmek...
Hadîs-i şerifte buyuruldu ki: “İki büyük nimet
vardır ki insanların çoğu onların kıymetini bilmez: Sağlık ve boş vakit.”
Dünya hayatı çok kısadır. Âhirette kavuşulacak ebedî nimetler,
bu kısa hayatta yapılan çalışmalara bağlıdır. Hadîs-i şerifte, “Dünya
âhiretin tarlasıdır” (Buhârî) buyurulmuştur. İnsan burada ne
ekerse âhirette onu biçecektir.
İnsanın ömrü çok kıymetli bir sermayedir. Bu sebeple “Vakit
nakittir” denilmiştir. Nakit nasıl hesapsız ve gelişigüzel harcanınca
tükenirse, faydasız şeylerle geçirilen ömür de zâyi olur. Hâlbuki dünyanın her
ânı çok kıymetlidir. Yolda, evde, işte ve her fırsatta Rabbini anmalı. Burada
söylenen bir kelime-i tevhid, bir “Allah”
ism-i şerifi, getirilen bir salevat veya yapılan
samimi bir tövbe kıyamet günü amellerin tartıldığı
terazide sevap tarafının ağır gelmesine sebep olabilir.
Hadîs-i şerifte buyuruldu ki: “Beş şey gelmeden önce şu beş şeyin
kıymetini bilin: İhtiyarlık gelmeden önce gençliğin, hastalıktan önce sağlığın,
meşguliyetten önce boş vaktin, fakirlikten önce zenginliğin, ölmeden önce
hayatın kıymetini bilin.” [Hakim]
Dünyada yapılan her işin, her nefesin hesabı ahirette
sorulacaktır. Nitekim hadîs-i şerifte buyuruldu ki: “Kıyamette insan; ömrünü nerede tükettiğinden,
malını nereden kazanıp nereye harcadığından ve ilmiyle amel edip etmediğinden
sorguya çekilecektir.” [Tirmizi]
İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: “Biz kuluz. Sahibimizin
emrindeyiz. Başıboş değiliz. Her istediğimizi yapmaya serbest değiliz. Gençlik
çağı kazanç zamanıdır. Mert olan, bu vaktin kıymetini bilip elden kaçırmaz.
İhtiyarlık herkese nasip olmaz. Nasip olsa da rahat ve elverişli vakit ele
geçmez. Vakit bulunsa bile, kuvvetsizlik ve hâlsizlik zamanında yararlı iş yapılamaz.
Bugün fırsat elde iken, güç ve kuvvet yerinde iken; hangi özürle bugünün işi
yarına bırakılabilir?”
Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri buyurdu ki: “Dünyanın bir saati,
kıyametin bin senesinden daha kıymetlidir. Çünkü bu bir saatte salih ve makbul
bir amel işlenebilir, o bin senede ise bir şey yapılamaz.”
Hikmet ehli bir zât da şöyle buyurmuştur: “Geçen zaman geri
gelmez. Âhirette her nefesten hesaba çekileceksiniz. İnsanın ömrü üç gündür:
Dün, bugün ve yarın... Dün geçti ve geri gelmeyecektir. Yarın ise belli
değildir. İnsanın elinde yalnız bugün vardır. Bugünü değerlendiremeyen, yarını
nasıl değerlendirebilir?”
Fahreddin Râzî hazretleri, bir buz satıcısının güneş altında
eriyen buzlarını göstererek: “Sermayesi eriyip giden bu adama merhamet edin!”
diye bağırmasını işitince, vaktin kıymetini bir buz satıcısının feryadıyla
anladığını söylemiştir. Bu söz ona, insan ömrünün de güneş altındaki buz gibi
her saniye eriyip gittiğini düşündürmüştür.
Sadî-i Şirâzî hazretleri de “Ömür, temmuz güneşi altındaki kar
gibidir” demiştir.
İnsan; ömür nimetinin kıymetini bilmeli, ebedî saadetinin de
ebedî felaketinin de dünya hayatının güzel geçip geçmemesine bağlı olduğunu
unutmamalıdır.