20/05/2026 Çarşamba Köşe yazarı V.T
"Bunlar, yağmacı Semiyyîn kabîlesinden birine âittir!.."
Bir gün Zeyla'î hazretlerine birkaç kişi
geldi. Nezrettikleri altınları önüne bıraktılar...
İbn-i Ömer Zeyla'î hazretleri evliyânın meşhûrlarındandır.
Yemen’in Kızıldeniz sâhilindeki Vâdiyi Mûr'da doğdu. Luhayye kasabasına giderek
burada ilim tahsil etti ve tasavvuf büyüklerinin terbiyesinde yetişti. Mânevî
derecelere yükseldi. Evliyâlık makâmı verildi. Kerâmetleri görüldü. 1307
(H.707) senesinde Kızıldeniz sâhilindeki Luhayye kasabasında vefât etti.
Bir gün Zeyla'î hazretlerinin dergâhına birkaç kişi geldi.
Beraberlerinde, nezrettikleri bir miktâr altını getirip önüne bıraktılar.
Zeyla'î hazretleri onları teker teker çevirip baktı sonra üç tanesini ayırıp
gelenlerden birine geri verdi. Daha sonra on altı altını ayırıp diğer birine
verdi. Sonra da hizmetçisine emredip kalanları almasını söyledi. Orada
bulunanlar kendisine üç altını geri çevrilen kişiye bunun sebebini sordular. O
da;
"Bunlar benim değildir. Bunları yetimleri himâye eden
birisi gönderdi. Zeyla'î hazretleri Allahü teâlânın izni ile anlayıp ondan bir
şey kabul etmedi. Ona âit altınları benim getirdiklerim arasından ayırdı.
Bunlar aynısıyla ona aittirler" dedi. Oradakiler bu defâ kendisine on altı
altın geri verilen kişiye sebebini sordular. O da şöyle anlattı:
"Bunlar Semiyyîn denilen kabîleden birisine âittir. Bunun
atı hastalandı. İyi olursa Zeyla'î hazretlerine on altı dirhem vermeyi adadı.
Neticede atı iyi oldu. Kabîlesi yağmacılıkla meşhur olduğundan kendisini kabul
etmeyeceğinden çekinip benimle gönderdi. Ben de kendi nezir paramın arasına
katıp getirdim. Zeyla'î hazretleri altınlar içerisinden onunkileri de ayırıp
kabul etmedi. İşte bunlar aynen ona âit olan altınlardır..."
Oradakiler bu velî zâtın kerâmetini anlayıp ona daha çok
bağlandılar.
Zeyla'î hazretlerinin torunları da ilâhî aşka tutulmuş
kimselerdi. Torunlarından oğlunun oğlu Ahmed bin İbrâhim için dedi ki:
"Benim bu oğlum, yüksek bir vecd, aşk-ı ilâhî hâline sâhip
bir kimse olacak ve o vecdin içinde iken vefât edecektir."
Bahsettiği bu torunu, böyle olup, vecd hâlinin en yüksek
derecesine ulaştı. İlâhî aşk, kendisini o kadar çok kaplardı ki, bâzen düşüp
bayılırdı. Bir keresinde, ilâhî aşkı terennüm eden bir kasîdenin ilk beytini
duyar duymaz vecde gelip bayıldı. Baktılar ki, vefât etmişti.