21/06/2026 Pazar Köşe yazarı S.K
İnsanın iki ziyneti: Edep ve tevazu
Edepli ve mütevazı insan, yanına en kolay
yaklaşılabilen; sözünden incelik, sohbetinden huzur duyulan, gönülleri
ferahlatan insandır.
Edep; güzel terbiye, iyi davranış, güzel ahlak, hayâ, nezaket ve
zarâfet demektir. Edep, insanın ziynetidir. Edep, insanı diğer canlılardan
ayıran en önemli özelliktir. Tevazu ise her iyiliğin anahtarıdır. Hadis-i
şerifte, “Allah
için tevazu göstereni Allah yükseltir” buyurulmuştur.
"Toprak
ol toprak, gül bitsin sende,/Ancak topraktır kavuşan güle."
Toprak sessizdir ama bereketlidir; tevazu da böyledir, gürültü
yapmaz fakat gönüllerde iz bırakır.
İnsan, gönlünden taşan edep ve tevazu ile kıymetli olur. Kimi
vardır, makamı büyüdükçe kibirli olur; kimi vardır, ilmi arttıkça başı eğilir.
İşte asıl ziynet burada belli olur: Edep, insanın haddini bilmesi; tevazu ise o
haddin içinde herkese yer açmasıdır.
Bugün birçok kimse, şöhret ve gösteriş, öne çıkmak, kendini
haklı göstermek için gönül yıkıyor, insanları incitiyor. Hâlbuki edebin olduğu
yerde kelimeler merhamete bürünür; tevazunun olduğu yerde başarı kibir
doğurmaz.
Büyüklerimiz, “Edep, aklın tercümanıdır”
demişlerdir. Çünkü insanın ne kadar bildiği; öfkelendiğinde nasıl
konuştuğundan, güçlendiğinde zayıfa nasıl davrandığından anlaşılır. Edep,
insanın her sözünde, her işinde, her davranışında ve her hâlinde; incelikle,
saygılı ve ölçülü hareket etmesidir. Bu güzel haslet, insanı hem toplum içinde
sevdirir hem de gönüllerde güzel bir iz bırakır. Tevazu ise insanın sahip
olduğu ilmi, makamı, serveti ve itibarı Allahü teâlânın bir emaneti bilerek
kibirden uzak durması; kendini başkalarından üstün görmeden, kulluk şuuru
içinde alçak gönüllü yaşamasıdır. Böyle insanın yanında kimse ezilmez, kimse
hor görülmez; çocuk güven bulur, yaşlı hürmet görür, yoksul mahcup edilmez,
muhatap, insan yerine konur.
Kibir, insanı kendi gölgesine hayran eder; tevazu ise başkasının
ışığını da fark ettirir. Edepsiz zenginlik gösterişe, tevazusuz ilim gurura,
merhametsiz söz yaraya dönüşür.
Edep insanı inceltir; tevazu onu sevdirir. Bu yüzden insan,
evini eşyayla, bedenini süsle, adını ünvanla donatmadan önce ruhunu edep ve
tevazu ile donatmalıdır. Çünkü dünyadan geriye, en çok ne aldığımız değil,
kimin gönlünde nasıl iz bıraktığımız kalır.
Bir selamı içten vermek, bir hatayı incitmeden söylemek, bir
başarıyı “Hamdolsun”
diyerek taşımak, bir kusuru örtmek... Bütün bunlar insanın görünmeyen
ziynetleridir. Edep ve tevazu sahibi kişi, her zaman ve her yerde fark edilir.
O; varlığıyla huzur veren, sözüyle tamir eden, bakışıyla güven dağıtan
insandır.
İnsanın en büyük zenginliği, ardından “Ne güzel insandı; kırmadı, incitmedi,
büyüdükçe küçülmeyi bildi” dedirtebilmesidir.
"Edep
ile süslenen dil, kırmaz gönül aynasını,/Tevazu ile eğilen baş, yükseltir
insanın mânâsını."