22/01/2026 Perşembe Köşe yazarı V.T
"Tamahkârlık kalbi mühürler, o kalp ise artık ölüdür!.."
"Tamahkâr, aç gözlü insan tamah zincirine
bağlanmış ölüye benzer! Mümin tamahkâr olmaz..."
Ebû Muhammed Antâkî hazretleri evliyânın büyüklerindendir.
Miladi sekizinci asırda Antakya'da yaşadı. Yûsuf Esbât'ın derslerinde yetişti.
İlim ve feyiz aldı. Tasavvufta evliyânın büyüklerinden Süfyân-ı Sevrî
hazretlerinin yolunu tâkib etti.
Horasan'dan Feth bin Şehraf isminde bir sevdiği geldi ve
kendisinden nasîhat ricâ etti. Buyurdu ki: "Ey Horasanlı! Dilinle yalan
söyleme, gözünle harama bakma. Kalbinle Müslüman kardeşine hased etme. Kin
tutma ve iyi şeyler arzu et. Eğer böyle yapmazsan, sonunda bedbaht olursun."
Allahü teâlânın sonsuz ihsânına rağmen günah işlemekte ısrar
edenleri; "Sana iyilik edene bile kötülük ediyorsun. Kötülük edene nasıl
iyilik edebilirsin" diyerek, gafletten uyandırırdı. Kendisine; "Ne
kadar ilim tahsil etmeliyiz?" diye soruldu. Cevap olarak; "İyi ile
kötüyü birbirinden ayıracak kadar olsun öğreniniz" buyurdu. Açgözlülük
etmekten, insanları sakındırır ve; "Tamahkâr, aç gözlü insan tamah
zincirine bağlanmış ölüye benzer. Kalpteki tamah kalbi mühürler, mühürlü kalb ise
ölüdür. Mümin tamahkâr olmaz. Nefsin şehvet ve arzularına uymaz"
buyururdu.
Ümid ve korku hakkında ise şöyle buyurdu: "Korkunun en
faydalısı günah işlemene engel olan, elden kaçırdığın fırsatlar için uzun uzun
üzülmene sebep olan ve geriye kalan ömür içinde seni devamlı olarak düşündüren
korkudur. Ümidin en faydalısı ise amel etmeni kolaylaştırandır. Ümid üçe
ayrılır: 1) İyi amel yapıp kabul edilmesini umanın ümidi. 2) Kötü iş yapıp ve
tövbe ederek affedilmesini umanın ümidi. 3) Devamlı günah işleyip de kendisini
Allahü teâlânın affedeceğini umanın ümidi. Bu ümid makbûl değildir."
Amel ihlâs ve sıdk hakkında buyurdu ki: "Amelde ihlâs
amelden daha zordur. Kul kendisiyle Allahü teâlâ arasındaki hususlarda tam
olarak sıdk, doğruluk üzere bulununca Allahü teâlâ onu gayb hazînelerine vâkıf
kılar."
"Allahü teâlâ kalbleri kendini anmak için yarattığı hâlde,
insanlar onları şehvet, istek ve arzû ile doldurmuştur. Kalplerden şehvetin
izini silecek şey yalnız Allahü teâlânın korku ve sevgisidir."
Kur'ân-ı kerîmi ezberlemiş olanların isyân ve günâha düşmesine
şaşar ve şöyle derdi: Ehl-i Kur'ân bir günâh işleyeceği zaman göğsündeki
Kur'ân-ı kerîm lisân-ı hâl ile ona şöyle seslenir: "Allahü teâlâya yemîn
olsun ki sen beni bu iş için ezberlemedin!" O günahkâr kişi eğer bu sesi
duyabilecek olsa Allahü teâlâdan hayâ ederek düşer can verirdi!..