23/01/2026 Cuma Köşe yazarı V.T
Doğru ile yanlışı ayıran biricik ölçü, İslâmiyettir...
Tasavvuf yolunda ilerlemek için, kâmil bir
rehberin kontrolü lazımdır.
Abdullah-ı İlâhî hazretleri Anadolu evliyâsının
büyüklerindendir. Kütahya'nın Simav ilçesinde bir köyde doğdu. İlk tahsîlini
Simav'da tamamladıktan sonra İstanbul'a gitti. Zeyrek Medresesinde tahsilini
tamamladı. Bilahare Semerkant'a gitti. Orada Silsile-i aliyye büyüklerinden
Hâce Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin sohbetlerinde kemale geldi. Tasavvufta
yüksek derecelere kavuşarak icâzet aldıktan sonra Anadolu'ya gönderildi.
İstanbul'a giderek Zeyrek Câmii medresesinde talebe yetiştirdi. Sonra da
Selanik yakınlarındaki Vardar Yenicesi'ne gitti. Orada çok talebe yetiştirdi.
"İlâhî" mahlası ile şiirler yazdı. Birçok eser telif etti. 1491
(H.897) yılında Rumeli'nde Vardar Yenicesi'nde vefat ederek oraya defnedildi.
Bir sohbetinde buyurdu ki:
Tasavvufcular, bâtın ilmine kavuşmak için, riyâzetler çekiyor, mücâhedeler
yapıyorlar, İlm-i zâhirde, sahte ve yalancı ilim adamları olduğu gibi, sahte ve
bozuk kimseler, tasavvufcu kılığına girmişler, bu mübârek yolu, dünyâ
çıkarlarına âlet etmişlerdir. Bu yalancılardan sakınmak, tuzaklarına düşmemek
için, onları tanımak lâzımdır. Bunun için de, İslâmiyeti iyi öğrenmek lâzımdır.
Doğru ile yanlışı ayıran biricik ölçü, İslâmiyettir. İslâmiyete uyan bir kimse,
tasavvuf yolunda da çalışırsa çok iyidir. Fakat, bu yolda ilerlemek için, kâmil
olan rehberin, yol gösterici olgun velînin kontrolü lazımdır.
Kâmil olan rehber, kalb ve rûh mütehassısıdır. Talibin
kalbindeki hastalığı anlayarak, ona uygun olan riyâzeti ve zikri seçer,
yaptırır. Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde; Bekâra sûresi 10, Mâide sûresi-52,
Enfâl sûresi-49, Tevbe sûresi-125, Hac sûresi-53, Ahzâb sûresi 12, 32 ve 60. ve
daha birçok âyet-i kerîmelerde meâlen; “Kalblerinde hastalık vardır” buyuruyor.
Bu hastalığın tedâvisi, Resûlullahın sohbeti ile oluyordu. Başkaca bir
riyâzete, sıkıntıya lüzum kalmıyordu. Eshâb-ı Kirâmın hepsi, o sohbetin
bereketi ile, Resûlullahın mübârek kalbinden feyz aldılar. Tasavvufun en yüksek
derecelerine kavuştular. Kendilerinden sonra gelen evliyânın hepsinden daha
yüksek oldular. Onlardan sonra gelenler, Resûlullahın sohbetine kavuşamadıkları
için, riyâzetler, sıkıntılar çekerek, kalb hastalıklarından kurtulmağa
çalışmışlardır.