23/02/2026 Pazartesi Köşe yazarı R.A
Her dinde oruç vardı...
Hemen hemen her dinde oruç vardı. Aslı hak bir
dîne dayanmayan, bâtıl, bozuk inançlarda da oruca benzer ibâdetler
görülmektedir.
Geçen haftaki 2 makâlemizde, sizlere, Ramazân-ı şerîf ayı ve
oruç ibâdeti hakkında birkaç kelime arzetmiştik; birkaç âyet-i kerîme ile
birkaç hadîs-i şerîf nakletmiştik. Mübârek ay içerisinde bulunmamız sebebiyle,
bu hafta da inşâallah aynı konuya devâm edeceğiz...
Oruç,
diğer Peygamberlere ve ümmetlerine de farz kılınmıştı; daha önceki ümmetler de
oruç tutarlardı; hattâ dünyâya gönderilen ilk insan ve ilk Peygamber olan Âdem
aleyhisselâmdan beri oruç tutulurdu.
Bugün bozulmuş, aslından uzaklaştırılmış hâlde olan Yahûdîlikte
ve Hıristiyânlıkta da oruç vardı. Davûd
aleyhisselâm da, bir gün oruç tutar, bir gün yerdi. Bir
sene böyle devâm ederdi. Peygamber Efendimiz, bunun en fazîletli nâfile oruç
olduğunu, bazı hadîslerinde haber vermiştir.
Hemen
hemen her dinde oruç vardı. Aslı hak bir dîne dayanmayan, bâtıl, bozuk
inançlarda da oruca benzer ibâdetler görülmektedir. Bu ibâdetler,
daha önce o bölgelerde yaşamış olan hak Peygamberlerden kalmış olmalıdır. Ama
bozula-bozula, o dînlerin sâliklerinin şimdi tatbîk ettikleri hâle gelmiştir.
Bir hadîs-i kudsîde, “Âdemoğlunun bütün amelleri kendisi içindir;
ancak oruç müstesnâ, o benim içindir ve onun mükâfâtını ben vereceğim. Çünkü o,
yemesini, içmesini ve şehevî arzûlarını benim için terk ediyor” buyurulması,
orucun şerefini belirtmek içindir.
Nitekim Cenâb-ı Hak, Kâbe-i şerîfenin şerefini belirtmek için de “Beytim=evim” buyurmuştur.
Hâlbuki O, mekândan münezzehtir. Burada, şu husûsu önemle vurgulamalıyız ki:
Allahü teâlânın, bizim ibâdetlerimize ihtiyâcı olmadığı gibi, bizim
ibâdetlerimizin de O'na hiçbir faydası yoktur.
Her insanın yaptığı ibâdetin faydası, yalnız kendisinedir. Zâten
böyle olduğu Fâtır sûresinin 18. âyet-i kerîmesinde de açıkça haber
verilmektedir. İnsanların ibâdet ve isyânları, Cenâb-ı Hakk'ın celâli, azameti,
büyüklüğü karşısında aynıdır. Bütün insanlar, cinnîler ve diğer mahlûkât,
Allahü teâlâya, en müttakî bir kul gibi ibâdet etseler, O'na herhangi bir
faydası olmaz. Bunun tersine bütün mahlûkât, O'na küfretseler, bunun da
herhangi bir zararı olmaz.
Sevgili Peygamberimiz buyurmuşlardır ki:
“Kim,
Ramazân orucunun farziyyetine inanarak ve sevâbını da Allahü teâlâdan
bekleyerek oruç tutarsa, geçmiş günâhları affolur.” (Buhârî)
“Ramazân
ayı bereket ayıdır. Allahü teâlâ bu ayda, günâhları bağışlar, duâları kabûl
eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten
mahrûm kalır.” [Taberânî]
“Ramazân-ı
şerîf ayı geldiği zaman, Allahü teâlâ meleklere, mü’minlere istiğfâr etmelerini
emreder.” [Deylemî]
“Ramazân
ayının başı rahmet, ortası mağfiret, sonuysa Cehennemden kurtuluştur.” [İbn-i
Ebi’d-dünyâ]
“Ramazân
ayı gelince, “Ey hayır ehli, hayra koş! Şer ehli, sen de kötülüklerden el çek”
denir.” [Nesâî]
“Ramazân
ayında âilenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah
yolunda [cihâd için] yapılan harcama gibi sevaptır.” [İbn-i
Ebi’d-dünyâ]