23/02/2026 Pazartesi Köşe yazarı V.T
"Ben Allahü teâlâdan gelene râzıyım oğlum"
"İslâmdan, Kur'ân-ı kerîmden ve saçının
beyazlığından öğüt almayan, nasîhat kabûl etmez."
Abdülazîz Revvâd hazretleri evliyânın büyüklerinden olup hadîs
âlimidir. Horasan’da doğdu. 775 (H.159) târihinde Mekke-i mükerremede vefât
etti. Nâfî, İkrime gibi âlimlerden hadîs-i şerîf rivâyet etti. Ondan da
Süfyân-ı Sevrî ve daha başka âlimler hadîs-i şerîf bildirmişlerdir.
Süfyân bin Uyeyne de şöyle anlatmıştır: Mekke-i mükerremeye
şiddetli yağmur yağıp, evler yıkılmıştı. Fakat Abdülazîz hazretleri bu âfetten
sağ sâlim kurtulmuştu. Allahü teâlânın bu ihsân ve lütfuna şükür olarak bir
köleyi âzâd etti.
Buyurur ki: Ölüm hastalığında, Mugire bin Hakî'nin yanına
gittim. "Bana nasîhat et" dedim. "Bu yatak için sâlih amel
yap" dedi.
Şakîk-i Belhî hazretleri anlattı: Yirmi sene gözleri görmemişti.
Onun için, bu kadar sene çoluk çocuğunu göremedi. Bir gün oğlu kendi kendine
düşünüp, bu duruma içerleyerek; "Babacığım! Senin gözlerinin görmemesine
çok üzülüyorum" deyince, Abdülazîz hazretleri; "Oğlum! Ben Allahü
teâlâdan gelene râzıyım" cevabını vermiştir.
Yine birisine şöyle buyurdu: "İslâmdan, Kur'ân-ı kerîmden
ve saçının beyazlığından öğüt almayan, nasîhat kabûl etmez."
Abdülazîz Revvâd hazretlerine; "Nasıl sabahladın?"
diye sorulunca, ağladı. "Niçin ağladın?" dendi. Bunun üzerine;
"Ölümü unutmuş, üstelik günahları da çok olan kimsenin hâli nasıl olur.
Ecel, süratle geliyor, ömür her gün eksiliyor. Akıbetin Cennet mi, Cehennem mi,
ne olacağı bilinmiyor. Ya Cehennem olursa, hâlimiz ne olur?" buyurdu.
Abdülazîz Revvâd hazretleri başından geçen ibret verici bir
hâdiseyi şöyle anlatmıştır: Medîne-i münevverede idim. Bir gece Mescid-i
Nebî'ye gidiyordum. Bir kadın telaşla yaklaşıp; "Ey efendi! Eğer sevap
kazanmak istiyorsan yardıma gel! Şurada bir hasta var can çekişiyor, ölmek
üzere. Yanındakiler hep kadın. Bir erkek yok ki, ona şehâdet kelimesini telkin
etsin, söyletsin!" dedi. Hemen oraya gittim. Ölmek üzere olan adam,
kelime-i şehâdeti söyletmek için ne kadar uğraştıysam bir türlü söyleyemedi!
Bir ara gözlerini açıp; "Kaç defâdır bunu söyle diyorsun. Fakat ben
söyleyemiyorum. Ben bu kelime-i şehâdetten ve İslâm dîninden yüzümü çevirmişim"
dedi ve sonra öldü. Adamın kim olduğunu ve hâlini araştırdım. "Bu adam
devamlı şarap içerdi!" dediler. Kendi kendime, Peygamber Efendimiz
Muhammed aleyhisselâmın; "Şarap içmeyi âdet eden, vesene (puta) tapan
gibidir" buyurması elbette doğrudur, dedim.