23/06/2026 Salı Köşe yazarı R.A
Bu dünyada birer yolcuyuz...
Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfte meâlen
buyurdu ki: “Dünyâda bir garîb veya yolcu gibi ol; kendini kabir ehlinden say.”
Burada, sözlerimizin hemen başında şunu belirtelim ki, şu
uçsuz-bucaksız olarak gördüğümüz koca kâinâtı, canlı-cansız her
varlığı, yoktan en mükemmel bir nizâm ve intizâm üzere yaratan ve onları her ân
varlıkta durduran Allahü teâlâ, “kâinât”ta,
sâdece bizim üzerinde yaşadığımız gezegenimizin ya’nî “dünyâ”nın
insanlarla meskûn olmasını irâde buyurmuş, nice hikmetlere mebnî Hazret-i Âdem
babamızla Havvâ annemizi, Cennet’ten dünyâya göndermiştir.
Allahü teâlâ, Kur'ân-ı kerîm’de 2 âyet-i kerîmede meâlen
buyuruyor ki:
“Ey
insânlar! Doğrusu biz sizi, bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle
tanışanız diye sizi, kavimlere, milletlere ve kabîlelere ayırdık. [Sizi
milletler ve kabîleler hâline koyduk ki, birbirinizi kolayca tanıyasınız.] Muhakkak
ki Allah katında, en şerefliniz (en üstününüz, en değerli
olanınız),
O'ndan en çok korkanınızdır (O'na karşı gelmekten en çok
sakınanınızdır, günâhlardan en çok korunanınızdır). Şüphesiz ki, Allah her şeyi bilendir,
her şeyden haberdâr olandır.” [Hucurât, 13]
“Ey
insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden
birçok erkekler ve kadınlar meydâna getiren (üretip
yayan) Rabbinizden (Rabb'inize
hürmetsizlikten, karşı gelmekten) sakının. Adını kullanarak birbirinizden
dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabâlık (bağlarını
kırmak)tan (akrabâlık
haklarına riâyetsizlikten de) sakının. Şüphesiz Allah sizin (üzerinizde
gözetleyicidir;) hepinizi görüp gözetmektedir.” [Nisâ,
1] Bu konuda, Nahil, 72; A’râf, 189; Rûm, 21; Zâriyât, 49 ve benzeri âyet-i
kerîmelere de bakılabilir.
Bu dünyâya “ilk insan” olarak
gönderdiği “Hazret-i Âdem”i, aynı zamanda “ilk
Peygamber” kılmıştır. Böylece ilk
insandan i’tibâren beşeriyeti, muallimsiz, mürşidsiz, rehbersiz, kılavuzsuz,
öndersiz, muktedâ bih’siz, rol modelsiz bırakmamıştır.
Cenâb-ı Hak, muhtelif zaman dilimlerinde, muhtelif coğrâfî
mekânlara îmânı, hidâyeti, doğru yolu, hakkı, hakîkati, adâleti, Cennete ve
Cehenneme götürecek yolları gösterecek Peygamberler, rehberler, mürşidler,
muallimler göndermiştir.
Ma’lûm
olduğu üzere, insanlar için 3 türlü hayât vardır: Dünyâ hayâtı, Kabir hayâtı ve
Âhıret hayâtı. Bunlardan ilk ikisi fânîdir, ya’nî geçicidir; sâdece ve sâdece
3. hayât olan Âhıret hayâtı ebedîdir; ya’nî sonsuzdur.
Bizler bu dünyâda birer yolcuyuz. Zâten bir hadîs-i şerîfte “Dünyâda
bir garîb veya yolcu gibi ol; kendini kabir ehlinden say” buyurulmuştur.
Günün birinde ebediyet âlemine göçeceğiz. Yûnus Emre’mizin de
(rahmetullahi aleyh) dediği gibi:
“Bu dünyâya gelen kişi,
Âhir yine gitse gerek.
Müsâfirdir, vatanına,
Bir gün sefer etse gerek.”
Diğer
bir şiirde de şöyle denilmiştir:
“Kısmetindir gezdiren yer yer seni,/Gâfil olma, bir gün âkıbet
yer, yer seni.” [Ahmed İbn-i Kemâl Paşa]
Peygamber Efendimiz “Ümmetimin ömürleri, 60 ilâ 70 arasındadır;
bunu geçenler azdır” buyurmuştur. Kabir hayâtı yüzlerce
sene sürse de, o da bitecektir.