23/06/2026 Salı Köşe yazarı V.T
"Tasavvuf bir ağaç ise, tövbe onun köküdür..."
"En büyük muhârebe, konuşur ve yerken,
nefis ve şeytanla olan harbdir..."
Şeyh Yâkûbî hazretleri büyük velîlerdendir. 1222 (H.619)
senesinde Bağdât'ta vefât etti. Evliyânın göz bebeği Seyyid Abdülkâdir-i
Geylânî hazretlerinin sohbetleriyle yetişip kemâle geldi. Bağdât'ın
kuzeydoğusundaki dergâhında sohbetleriyle insanlara doğru yolu gösterdi.
Kendisinden kerâmetler, üstün hâller görülmeye başlandı. Sâlih bin Yâkûb el-Ukûbî
şöyle anlatır:
-Babam anlatırdı: "Beş yaşındaki oğlum İsmâil yatalak hasta
idi. Onu alıp, Ali bin Ebî Bekr hazretlerine götürdüm. Yolda ona rastladım.
Yanında başkaları da vardı. Şifâ bulması için duâ buyurmasını ricâ ettim. Beni
kabûl etmedi. Ben de çocuğu oraya bıraktım. Şeyh Yâkûbî hazretleri, o zaman
elindeki portakalı attı ve portakal oğlumun dizine geldi. O anda oğlum derhâl
ayağa kalkıp yürümeye başladı. O da, attığı portakalı aldı ve dergâhına
yöneldi. Orada bulunanlar tehlîl (Lâ ilâhe illallah) getirdiler. Oğlumla
berâber sevinç içinde geri döndük."
Talebelerinden Abdürrahîm bin Muzaffer şöyle anlatır:
"Zâlim bir kişinin çok zulmünü gördüm. Dayanamayıp, Şeyh Yâkûbî
hazretlerine giderek, durumumu arz ettim. Çok heybetli idi. Bahçede akşam
namazını kıldı. Daha sonra talebeleri etrafına oturdular. İçlerinden birinin
elinde, ok ile yay vardı. Onu aldı, oku yaya takıp bana döndü ve; 'At!'
buyurdu. Ben de; 'Başüstüne' diyerek, onun dilediği şekilde üç defâ attım.
Sonra kendileri alıp attılar. Ok, az ilerideki bir ağacın gövdesine isâbet
etti. O zaman; 'Şimdi cezâsını gördü' buyurdu. Ben; 'Allahü ekber' deyip tekbîr
getirdim. Oradakiler de tekbîr getirdiler. Oradan ayrıldım... Sabahleyin
öğrendim ki, o zâlim kişi, baygın bir şekilde yatağa düşmüş, nereden geldiği
bilinmeyen bir ok kendisine isâbet etmiş, cezâsını böylece görmüş."
Bu mübarek zat sohbetlerinde buyurdu ki: "Baştan sona bana
kâinâtın sırları açıldı. Bu hâle ulaşmayan zâten velîlik makâmına kavuşamaz.
Cenâb-ı Hak; yer, gök, kabir, Cennet ve Cehennem ehlinin hâllerini evliyâ
kullarına gösterir."
"En büyük muhârebe, konuşur ve yerken, nefis ve şeytanla
olan harbdir. Eğer onlara gâlip gelirsen, kurtulursun."
"Şükür, Allahü teâlânın lütuf ve ihsânını, rahmetini
görmektir. Bütün nîmetlerin, O'ndan geldiğini anlamaktır."
"Tasavvuf bir ağaç ise, tövbe onun kökü, yalnızlık, bu
ağacın kabuğu; tevhid, meyvesi; sabır, safâ, sıdk, doğruluk ve salâh
yaprakları; vakar, sevgi, vefâ çiçekleridir. Allahü teâlânın izni ile, bu ağaç
her zaman meyve verir."