25/02/2026 Çarşamba Köşe yazarı V.T
"Evliyâ, kınından çekilmiş bir kılıç gibidir!.."
"Bir kimse kendini kılıca vursa, kabahat
kılıcın mıdır, yoksa kendini kılıca vuranın mı?"
Abdülehad Nûrî Efendi İstanbul'da yetişen büyük velîlerdendir.
1594 (H.1003)) senesinde Sivas'ta doğdu. 1651 (H.1061) senesinde İstanbul'da
vefât etti. Abdülehad Nûrî Efendi ilim tahsîline Sivas'ta başladı. Küçük yaşta
babasız kaldı. Halvetiyye yolunun büyüklerinden Şeyh Şemseddîn-i Sivâsî'nin
halîfesi olan Dayısı Abdülmecîd Efendi, devrin pâdişâhı Sultan Üçüncü Mehmed
Han tarafından dâvet edilince yeğeni Abdülehad Nûrî'yi de berâberinde
İstanbul'a getirdi. Abdülehad Nûrî bir yandan medrese tahsîline devâm ederken
bir yandan da dayısından tasavvuf terbiyesi gördü. Ayasofya, Fâtih ve Sultan
Ahmed Câmilerinde vaaz vermeye başladı.
Süleymâniye Câmii'nde vaaz ettiği bir gün, kürsüye bir kâğıt
kondu. Vaazdan sonra, bu şekilde konan kâğıtları okurlardı. Kâğıdı okuyunca;
"Sizin gavs olduğunuz söyleniyor. Gavs olan, Allahü teâlânın izni ile
istediğini yaparmış. Eğer gavs iseniz, beni bu mecliste öldürün bakalım"
yazıyordu. Abdülehad Efendi bu yazıyı okuyunca; "Taassub insanı nelere
götürürmüş. Sübhânallah, biz âciz ve fakîr bir kuluz. Halk bizi gavs ve kutub
bilir. Hak teâlâ onları tasdik eyleye. Kutub olanlar nefis ehli olanlar gibi,
ben bunu yapamaz mıyım diye elinden geleni yapmaya kalkışmaz. Onlara sıkıntı ve
cefâ verilse bile onlar affederler. Onun için yüksek mertebelere eriştiler.
Fakat evliyâ, kınından çekilmiş bir kılıçtır. Bir kimse kendini kılıca vursa,
kabahat kılıcın mıdır, yoksa kendini kılıca vuranın mı?" buyurduklarında,
câminin içinde; "Aman, eyvah, eyvah" diye bir çığlık koptu. O kâğıdı
yazan kişi o anda vefât etti.
***
Abdülehad Nûrî Efendi'ye; "Sultânım, bir hastanın şifâya
kavuşmasına vesîle olmak büyük bir iş, güç ve kuvvettir" denildiğinde
şöyle cevap verdi:
"Evet öyledir. Fakat Allahü teâlânın dilediği şey elbette
olur. Allahü teâlâya, bu hastalığı o çocuktan defetmesi için teveccüh edip
yalvardığım zaman, tâûn askerinden ellerinde bir defter ile dört kimse göründü.
"Siz Kutb-u âzam, gavs-ı âlem ve Allahü teâlânın sevdiği bir kul olduğunuz
hâlde, niçin Allahü teâlânın kazâ ve kaderine karşı gelirsiniz! Bizim
defterimizde ismi ve resmi ile vefâtı yazılı olan kimsenin yaşamasını niçin
istersiniz?" dediklerinde, onlara; "Benim Allahü teâlâya teveccüh
etmem, yalvarıp yakarmam da, Allahü teâlânın rızâsı, kazâ ve kaderi ile değil
midir?" dedim. O dört şahıs susarak kaybolup gitti.