İslamın beş şartından dördüncüsü: Oruç

13/05/2019 Pazartesi Köşe yazarı R.A

Bu ayı, âhıreti kazanmak için bir fırsat bilip, elden geldiği kadar ibâdet etmeli, Allahü teâlânın râzı olduğu işleri yapmalıdır.

 

 

Oruç tutmak, biz ümmet-i Muhammed’e, Peygamber Efendimizin Mekke-i mükerreme'den Medine-i münevvere'ye hicretinden 18 ay sonra, şabân ayının onuncu günü, Bedir gazâsından da bir ay önce farz oldu.

Mukaddes kitâbımız Kur’ân-ı kerîm’de, Bakara sûresinin183. âyet-i kerimesinde: “Ey îmân edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı; umulur ki takvâya erersiniz, Allahü teâlâdan korkar, harâmlardan sakınırsınız” buyurulmuştur.

Allahü teâlâ, yine Kur’ân-ı hakîminde, Bakara sûre-i celîlesinin 185. âyet-i kerimesinde de: “O ramazân ayı ki, Kur'ân, insanları irşâd için, hak ile bâtılı ayıracak olan hidâyet rehberi ve delîller hâlinde, onda indirildi. Onun için sizden her kim, bu aya şâhid olursa, onda oruç tutsun…” buyuruyor.

Sahîh-i Buhârî’deki bir hadîs-i şerifte ise, Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Bir kimse, ramazân ayında oruç tutmayı farz bilir (vazîfe kabul eder) ve orucun sevâbını, Allahü teâlâdan beklerse, geçmiş günâhları affolur.”

İslâm âlimlerinin büyüklerinden olan İmâm-ı Rabbânî’nin de buyurduğu gibi, "...Ramazân-ı şerîf ayında nâfile olarak kılınan namaz, yapılan zikir, verilen sadaka ve bütün nâfile ibâdetlere verilen sevaplar, başka aylarda yapılan farzlara verilen sevaplar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir...”

İşte bu ayı, âhıreti kazanmak için bir fırsat bilip, elden geldiği kadar ibâdet etmeli, Allahü teâlânın râzı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayda, Allahü teâlânın gazabına sebep olabilecek bütün kötülüklerden, harâmlardan sakınmak, îmân, ibâdet bilgilerini, haramları öğrenmek, kul haklarından sakınmak, varsa helâlleşmek, günâhlardan tevbe etmek lâzımdır.

Bir Müslümân, Allahü teâlânın harâm, yasak ettiği şeylerden, O yasakladığı için kaçınca ve emrettiği şeyleri, O emrettiği için yapınca, yaratılış gâyesi olan “İbâdet”i, yapmış, kulluk vazîfesini yerine getirmiş olur. İbâdet görevini yerine getirebilmek de şüphesiz ki, Allahü teâlânın nelerden râzı olduğunu bilmeye bağlıdır.

İbâdetleri yapmayanlara, âhirette çok acı azaplar yapılacağı, Kur’ân-ı kerîmin pekçok yerinde tekrar tekrar bildirilmektedir. Bunun böylece bildirilmesi, aslında Cenâb-ı Hakk’ın bir ihsânı, O’nun şefkat ve merhametini ifâde eden bir durumdur.

Bildiğimiz gibi, İslâmiyetin farz kıldığı ibâdetlerin faydası, aslında insanlara yani o ibâdetleri yapan fertlere, âilelere ve cemiyetleredir. Yoksa Allahü teâlâ, insanların ibâdetlerine muhtaç değildir. Müslümân namaz kılmakla, oruç tutmakla, diğer ibâdetlerini yapmakla, rûhen yükselir ve kötülüklerden nefsini alıkoyar.