Zaruret ve haraç ne demektir, kendi mezhebinde böyle bir durumla karşılaşan Müslüman nasıl hareket eder?

Harac nedir?

Cevap: İnsanı bir şey yapmaya zorlayan semâvî sebebe, yani insanın elinde olmayan sebebe Zaruret denir. İslamiyetin emir ve yasak etmesi, şiddetli ağrı, bir uzvun yahut hayatın telef olmak tehlikesi ve başka bir şey yapamamak mecburiyeti, hep zarurettir.

Yapılan bir şeyin, bir farza mâni olmasını veya haram işlemeye sebep olmasını önlemenin meşakkatli, güç olmasına Haraç denir.

Allahü teâlânın bir emrini yaparken veya bir yasak işi yapmaktan sakınırken, kendi mezhebinin âlimlerinin meşhur olan, seçilmiş olan sözlerine uyulur. İnsanın yaptığı bir şeyden dolayı, âlimlerin bu sözlerine uymakta haraç olursa, seçilmemiş, zayıf sözlerine uyulur. Buna uymakta da haraç olursa, bu hüküm, başka mezhebi taklit ederek yapılır. Başka mezhebi taklit etmekte de haraç olursa, haraca sebep olan şeyin yapılmasında zaruret bulunup bulunmadığına bakılır:

1-Haraca sebep olan şeyin yapılmasında zaruret bulunduğu zaman, o farzı yapmak sakıt olur.

2-Haraca sebep olan şeyin yapılmasında zaruret yoksa, oje gibi veya zaruret olduğu zaman, birkaç şey yapılabilir ve bunlardan haraç bulunan şeyi yapmak isterse, o ibadeti sahih olmaz. Haraç bulunmayan şeyi yaparak, o farzı ifa etmesi lâzım olur.

Zaruret olsa da, olmasa da, yalnız haraç, meşakkat bulunduğu için, başka mezhebin taklit edileceği, Fetâvel-hadîsiyye’de, Hulâsat-üt-tahkîk’de, Tahtâvînin Merâk-ıl-felâh haşiyesinde ve molla Halîl Es'irdînin Ma'füvât kitabında yazılıdır.

İnsan tarafından yapılan şeylerde haraç olduğu zaman, haraç bulunmayan mezhep taklit edilir. Şiddetli baş ağrısı, kendiliğinden hâsıl olan bir zarurettir. Bu başa el dokunduramamak haraçtır. Bunun için, bunun başını yıkaması, mesh etmesi sakıt olmaktadır. Bir yara iyi olduktan sonra, üzerindeki ilâca, merheme, sargıya mesh etmek câiz olmaz, bunları çıkarıp, altını yıkamak lâzım gelir. Bunları kaldırmakta haraç olursa bunlar, kendiliğinden hâsıl olan bir zaruret olmadıkları için, başka mezhep taklit edilir. Diğer üç mezhepte de haraç varsa, altlarını yıkamak sakıt olur denildi. Çünkü, bunlar, zaruret ile konulmuş idiler. Yani yarayı tedavi etmek, eski hâline getirmek için konulmuşlardı. Gusül abdesti alırken, diğer üç mezhepte de, bütün bedeni ve sudan zarar görmeyen yarayı yıkamak farz olduğu için, diğer üç mezhepten birini taklit etmeye de imkân yoktur.

Haraç, yani meşakkat, zorluk bulunduğu zaman haraca sebep olan şey zaruri var ise, buraları yıkamak sakıt olur. Saçları örgülü kadının, yalnız saç diplerini ıslatması farzdır. İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki:

“Kadınların saçlarını kazımaları yasak olduğu için, örgüyü çözmeleri affedildi. Erkeklerde ise, bu zaruret yoktur.”

Bunun için, erkeklerin örgülü saçı açıp yıkamaları lâzımdır. Kadınların örgülü saçlarını açmamaları, erkeklerin örgüsünü açmamasına sebep olmuyor. Çünkü, birincisinde zaruret ve haraç birlikte vardır. Erkek saçında da haraç varsa da, zaruret yoktur.

Sual: S. Ebediyye’de, bir işte harac varsa, başka mezhebi taklit etmenin caiz veya lazım olduğu bildiriliyor. Harac nedir?
CEVAP
Harac, sıkıntı, meşakkat demektir. Mesela, yeniden gusletmek, bir namazı tekrar kılmak ve yeniden abdest almak birer haracdır.

Bir kimse, kendi mezhebine göre yapamadığı veya güçlükle yaptığı bir işi, başka bir mezhepte yapılması kolaysa, o mezhebin şartlarına uyarak o mezhebe göre yapması caizdir. (Mizan, Hadika, Berika, S. Ebediyye)

Harac varsa, zaruret olmasa da, hatta amelden sonra da, başka mezhep taklit edilir. (Redd-ül-muhtar)

Kendi mezhebine uymayan işi yaptıktan sonra bile, taklit yapmak caiz olur. (Hadika)

Başka mezhebi taklit ederken, o mezhepteki şartlara uymak zor; fakat kendi mezhebinde kolay olursa, bu işi yapmak sahih olur. İki mezhep, zaruri telfik edilmiş olur. (S. Ebediyye)

Bir işi yapmakta harac olursa, zayıf kavle uyulur. Buna uymakta da harac olursa, başka mezhebi taklit ederek yapılır. (İbni Abidin, Hadika, S. Ebediyye)

Her Müslüman dört mezhepten dilediği mezhebe girebilir, ihtiyaç olunca bir mezhepten başka mezhebe geçebilir ve harac olduğu zaman, başka mezhebi taklit edebilir. (Mizan)

Harac olan işlere bazı örnekler:
1- Yolda veya kalabalık dolmuşa binen yahut pazarda alışveriş yapan bir Şâfiî’nin, (Karşı cinse dokunursam abdestim bozulur) endişesiyle Hanefî veya Mâlikî’yi taklit etmesi caiz olur; çünkü S. Ebediyye’de deniyor ki: Yolda, nakil vasıtalarında ve alışverişte temas korkusu olan Şafii, Hanefi veya Maliki mezhebini taklit etmelidir. (s. 146)

2- Hacda karşı cinse dokununca abdestin bozulmaması için de Şâfiîler, Hanefî’yi taklit ederler.

3- Şâfiî bir genç, bir kızla kaçsa, kızın babası razı olmazsa, Şâfiî’de velisinin rızası olmadıkça evlenmesi caiz olmaz. Hanefî’yi taklit ederek velisiz de evlenebilir.

4- Şâfiî’de zekât 8 sınıfa verilir, üç sınıfa verilse de caizdir. Ancak üç sınıfı bulmak da zordur. Hanefî taklit edilerek bir sınıfa verilir. Sadaka-i fıtır verirken de, buğday bulmak zorsa, Hanefî’yi taklit ederek altınla verilebilir.

5- Bir Hanefi’nin, evlendiği kişiyle sütkardeş olduğu ortaya çıkarsa, eğer 1-2 kere emmişse, Şâfiî taklit edilip evliliğe devam edilir, çünkü ayrı zamanlarda 5 kere doya doya emmezse, Şâfiî’de sütkardeş olunmaz.

6- Şâfiî’yi taklit eden Hanefî, hacca gidince, kadınlara dokunursa abdesti bozulacağı için Hanefî’yi taklit etse telfîk olmaz, çünkü bunda zaruret vardır. Mâlikî’yi biliyorsa, bunu taklit etmesi daha iyidir, çünkü Mâlikî’de ağzın içini yıkamak gusülde farz değildir.

7- Dolgulu dişten dolayı mezheb taklit edileceğini bilmeyen biri, 5 yıl önce hacca gidip gelse, o zaman sahih olmayan namazları ve haccı için (5 yıl önce yaptığım hacdaki gusülde, abdestte ve namazda da Mâlikî’yi taklit ettim) derse, namazları da, haccı da sahih olur.

8- Hanbelî’de ağzında dolgu olan cünüptür. Bir harac olunca ve Hanbelî’den başkasını taklit imkânı da yoksa, Hanbelî’de ağzın içini yıkamak farz olduğu hâlde, Hanbelî taklit edilerek, iki namaz cem edilir ve bu telfîk olmaz, çünkü başka çare yoktur.

9- Herhangi bir sebeple Besmelesiz kesilip leş olmuş hayvanları yemek haram olur. Yemek için, Şâfiî’yi taklit gerekir, çünkü Şâfiî’de, hayvan keserken Besmele çekmek farz değildir.

10- Hamam ve kaplıcalarda, tesettüre riayet edilmiyor. Kaplıcaya tedavi için giden tesettürlü bir Hanefî erkek, yine mümkün mertebe başkalarına bakmadan Hanbelî mezhebini taklit ederse, onların dizden yukarı kısmını görmesi günah olmaz. Tedavi için gidilen kaplıca, bir ihtiyaçtır. Harama düşmemek için, burada mezhep taklidi caiz oluyor.

11- Mâlikî mezhebinde semavi özürlerin hiçbiri abdesti bozmuyor. Semavi özür olmasa, fakat bir Hanefî’nin, abdestliyken elini bıçak kesse, namazı kaçırma tehlikesi varsa, farzlarına ve müfsitlerine riayet etmek şartıyla Mâlikî’yi taklit etmesi caizdir. Yani semavi özür olmasa bile, namaz vaktini kaçırmamak için, kendimizin sebep olduğu bir özürden dolayı da taklit caiz oluyor.

12- Özürlü olmayan, ama akıntısı olan kadın, abdestli durabilmek için Mâlikî’yi taklit edebilir. Sırf abdestli durabilmek için, mezhep taklit edilmesi caiz hatta lazım olur.

13- Basur sebebiyle Mâlikî’yi taklit eden bir kimse, namazda kan akarken ve elbisesinde kan bulaşığı varken namazlarını kılabilir. Kanlı çamaşırı her zaman temizlemek harac olduğu için, Mâlikî’yi taklit ederek, kan bulaşmış hâlde namaz kılması caiz olur.

14- Bir özürden dolayı, öğleyi vaktinde kılamayan kimse, İmam-ı a’zamın kavline uyarak, öğleyi asr-ı evvelde kılabilir. F. Bilgiler kitabında, (Kendi mezhebindeki kolay yolu gösteren ictihada uymak, harac olunca caiz olur) deniyor.

15- Annesiyle, kızıyla, kayınvalidesiyle hürmet-i müsahere olunca, Şâfiî veya Mâlikî mezhebi taklit edilerek nikâhları yapılır ve evliliğe devam edilir.

16- Gaz sıkıştırmasından rahatsız olan kimse, Maliki’yi taklit ederse, gaz sıkıştırması namazı mekruh etmez. Elde olmadan gaz çıkarsa, abdesti de bozulmamış olur.

Mezhep taklidinde harac
Sual: S. Ebediyye’de, (Harac olunca, zayıf kaville amel olunur),İslam Ahlakı kitabında, (Mâlikî'yi taklit edenin, harac varsa, vitir namazını terk etmesi caiz olur) ve F. Bilgiler kitabında, (Harac olunca kendi mezhebindeki kolay yolu gösteren ictihada uymak, caiz olur) deniyor. Harac nedir, ne yaparsak caiz, ne yaparsak telfîk olur?
CEVAP
Harac, meşakkat, zorluk, sıkıntı demektir. Zaruret demek değildir. Yeniden abdest almak veya yeniden namaz kılmak haractır.

Yolda, nakil vasıtalarında [dolmuşta, otobüste], alışverişte [pazarda, markette] kadınlara dokunma ihtimali olan Şâfiî, Hanefî veya Mâlikî’yi taklit etmelidir. (S. Ebediyye s. 146[Demek ki, yeniden abdest almak harac oluyor. Sırf yeniden abdest almamak için başka mezhep taklit edilir.]

Harac varsa, başka mezhebi taklit için, zaruret de bulunması şart değildir. (S. Ebediyye s. 145)

Hastalık veya ihtiyarlık sebebi ile yani zaruret ile idrar kaçıran Hanefî’nin, tekrar abdest alması, harac, zahmet olacağı için, bu kimse, Mâlikî’yi taklit ederek hemen özür sahibi olur, abdesti bozulmaz. (S. Ebediyye s. 148) [Sadece hastaların değil, ihtiyarların bile taklit edebileceği bildiriliyor. Tekrar abdest almak harac, yani zahmet olduğu için mezhep taklidi yapılıyor.]

Kendi mezhebine uymayan işi, yaptıktan sonra bile, taklit yapmak caiz olur. Mesela İmam-ı Ebu Yusuf’a, Cuma’yı kıldıktan sonra, (Guslettiğin kuyuda fare ölüsü görüldü) dediler, (Şâfiî mezhebine göre guslümüz sahihtir) buyurdu. (S. Ebediyye s. 72) [Yeniden gusletmek imkânsız değildir, ama bir zahmettir. Bu zahmetten kurtulmak için mezhep taklidi yapılıyor.]

İdrar, yel kaçıran hastaların ve ihtiyarların abdestlerinin ve namazlarının bozulmaması için, harac ve meşakkat hâlinde, bunların Mâlikî’yi taklit etmeleri ve imam olmaları sahih olur. (S. Ebediyye s. 131)

Telfîk, harac olmadan başka mezhebi taklit etmektir. Kendi mezhebinde caiz değilken, bir harac olmadan ve şartlarına riayet etmeden, başka mezhebin hükmüyle amel etmek demektir. Telfîk haramdır.

Bir ibadeti, bir işi uyduğu mezheplerin hiçbirine göre sahih olmazsa, buna telfîk denir. Telfîk, hiçbir suretle caiz değildir. (S. Ebediyye)

Demek ki, harac olunca mezhep taklidi yapmak, telfîk değil, dinin emrine uymak olur. Taklide karşı çıkmak ise, taassup olur.

Yaralı yeri yıkamanın hükmü nedir?
Sual: S. Ebediyye’de, (Bir yara iyi olduktan sonra, üzerindeki ilaca, merheme, sargıya mesh etmek caiz olmaz, bunları çıkarıp, altını yıkamak lazımdır. Eğer bunları kaldırmakta harac olursa, diğer üç mezhepten biri taklit edilir. Çünkü bunlar, kendiliğinden hâsıl olmamıştır, ortada bir zaruret de yoktur. Diğer üç mezhepte de harac varsa, altlarını yıkamak sakıt olur) deniyor.
İyi olan yaranın altını yıkamak niye harac oluyor? Hanefî'de olduğu gibi, diğer üç mezhepte de, iyi olmuş yaranın altını yıkamak lazım değil midir?
CEVAP
Evet dört mezhepte de, iyi olmuş yaranın altını yıkamak lazımdır. Diş dolgusu bahsinde geçen bu ifadede anlatılmak istenen şey şudur:
(İyi olmuş yara üstündeki sargıyı çıkarmakta, bir harac varsa, sargıyı çıkarmadan, üstünü mesh etmek, üç mezhepten hangisinde caizse, o mezhep taklid edilir. Eğer üç mezhepte de harac varsa, o sargının altını yıkamak gerekmez.)

İşte bunun için, diş çürüğü, tedavi edilip, üzerine dolgu yapılırsa, gusülde bunu çıkarmakta harac vardır. Diğer üç mezhebin ikisinde, ağzın içini yıkamak farz olmadığı için, bu iki mezhepten biri taklit edilir. Eğer bu iki mezhepte de, ağzın içini yıkamak farz olsaydı, o zaman dört mezhepte de, dolguyu çıkarmakta harac olacağı için, dolgunun altını yıkamak sakıt olurdu, yani yıkamak gerekmezdi. Ama diğer iki mezhepte çıkış yolu olduğu için, zaruret olmuyor. Eğer hiçbir mezhepte çıkış yolu olmasaydı, işte o zaman zaruret olurdu. Bu inceliği bilmeyenler, (Diş dolgusu zarurettir) diyerek Hanefî Müslümanları cünüp gezdiriyorlar. Ortada bir çıkış yolu varken, zaruret demek ne kadar yanlıştır. Zaruret, başka çare bulamamak demektir. Hâlbuki burada bir çare, bir çıkış yolu vardır. Bu çareyi yok sanmak, ya taassup veya cehalettir. Bu cehalet, (Mezheplerin farklı hükümleri rahmettir) mealindeki hadis-i şerifi anlayamamaktan kaynaklanıyor.

Sual: Din kitaplarında zaruret hâlinde caiz olur ifadeleri geçiyor. Zaruret ne demektir ve zaruret hâlinde haram olan şeyleri yapmak caiz mi oluyor?
Cevap: İnsanı bir şey yapmaya zorlayan semavi sebebe, yani insanın elinde olmayarak hasıl olan sebebe zaruret denir. İslâmiyetin emir ve yasak etmesi, tedavi edilemeyen şiddetli ağrı, bir uzvun yahut hayatın telef olma tehlikesi ve başka bir şey yapamamak mecburiyeti hep zarurettir. Mesela yiyecek olarak leşten başka bir şey bulamayan, aç kalan kimsenin, ölmeyecek kadar leş yemesi, zaruret olur.