06/06/2026 Cumartesi Köşe yazarı A.D
"Sultân-ül-ârifîn" Bâyezîd-i Bistâm
"Ey Bâyezîd! Sultân-ül-Enbiyâ'ya olan
muhabbetin ve edebe riâyetin sebebiyle, biz de senin edebini ve mertebeni
yükseltiyoruz..."
Bayezid-i Bistami hazretleri, Silsile-i aliyyenin beşincisidir.
"Ârifler Sultanı" diye meşhurdur. Üveysi idi. Kendisinden kırk yıl
önce vefat eden İmam-ı Cafer-i Sadık hazretlerinin ruhaniyetinden istifade
etti. Son derece âlim, fâdıl ve edip idi...
Bayezid, küçük yaşta iken okumaya başladı. Dikkatle derslerine
devam ediyordu. Bir gün okuduğu bir âyet-i kerimenin (Lokman
suresi: 14) tesiri ile eve döndü. Annesi merak edip niçin
erken döndüğünü sorunca, şöyle cevap verdi:
"Öğrendiğim
bir âyet-i kerimede, Allahü teâlâ, kendisine ve sana itaat etmemi emrediyor. Ya
sana hep hizmet edeyim veya beni serbest bırak, hep Allahü teâlâya ibadet ile
meşgul olayım." Annesi; "Sen beni bırak Allahü teâlâya ibadet
et" dedi. Bundan sonra, kendini Allahü teâlâya verdi,
emirlerinin hiçbirini yapmakta gevşeklik göstermedi; ama annesinin hizmetini de
ihmal etmedi. Annesinin küçük bir arzusunu, büyük bir emir kabul edip, her
durumda yerine getirmeye çalışırdı...
***
Bâyezîd-i Bistâmî hazretlerine "Bu yüksek makamlara nasıl
kavuştunuz?" diye sordular. Cevâbında şöyle anlattı:
"Bir gece herkesin uyuduğu bir sırada, Bistâm'dan çıktım.
Ay her tarafı aydınlatıyordu. Aniden karşımda çok heybetli bir makam gördüm.
Onsekiz bin âlem O'nun heybeti yanında bir zerre gibi kalıyordu. Aklım başımdan
gitti. Beni fevkalâde bir hâl kapladı. O hâlde iken (Yâ Rabbi, bu kadar büyük,
bu kadar güzel bir dergâh acaba niçin böyle boş?) dedim. Bir nida geldi ki:
(Bu
dergâhın boşluğu, kimse gelmediği için değil, belki gelenlerin lâyık olmadığı
ve uygunsuzluğu sebebiyle gelenleri bizim kabul etmeyişimizdendir...)
Bir an, 'herkesin bu huzura kavuşması için şefâatçi olayım' diye
kalbime geldi. Fakat, bu şefâat makamının Sultân-ül-Enbiyâ Muhammed
aleyhisselama mahsus olduğunu hatırlayıp, benim öyle düşünmemin, bu şefâat
makamına karşı edebe riâyetsizlik olacağını anlayıp, o düşüncemden vazgeçtim.
Bir ses duydum ki;
(Ey
Bâyezîd, Sultân-ül-Enbiyâ'ya olan muhabbetin ve edebe riâyetin sebebiyle, biz
de senin edebini ve mertebeni yükseltiyoruz. Kıyâmete kadar 'Sultân-ül-ârifîn'
diye anılırsın) buyuruyordu."
***
Bu mübarek zat buyurdu ki: "Allahü teâlâyı an, dilini,
başka işlerle uğraşmaktan koru. Nefsini hesaba çek. İlme yapış ve edebi
muhafaza et. Merhamet sahibi ve yumuşak ol. Allahü teâlâyı unutturacak her
şeyden uzak dur... Bir kimsenin, Allahü teâlâya olan sevgisinin gerçek olup
olmadığının alameti, kendisinde deniz misali cömertlik, güneş misali şefkat ve
toprak misali tevazu gibi üç hasletin bulunmasıdır.