11/06/2026 Perşembe Köşe yazarı V.T
"Gariplerin yol arkadaşı olmaktan çekinme..."
"Gönlü kırık, zavallı ve garip birini
görürsen, yarasına merhem ol..."
Celvetî Abdülkerim Efendi Osmanlı dönemi şeyhlerinden fazilet ve
irfan sahibi bir zat olup İstanbulludur. Pederi; Aziz Mahmud Hüdai'nin
halifelerinden Karahisar-ı Şarkîli Şeyh Veliyyiddin Efendidir. Abdülkerim
Efendi resmî ilimleri pederi ile zamanının büyük âlimlerinden tahsil ettikten
sonra Lâleli yakınındaki Ahmedağa Camii vaizliğinde bulunarak halkın irşadı ve
eser yazmakla vakit geçirdi. 1100 (m. 1688) senesinde vefat etti.
Bu mübarek zat, bir sohbetinde şunları anlattı:
"İnsanoğluna verilen mükellefiyet ve mesuliyet,
mahluklardan hiçbirine verilmemiştir. İnsanın, bâzı ibâdet ve tâatleri
yapmasıyla iş bitmez. Bunlarla berâber, kulluğa sımsıkı sarılmak, söz
söylemekte, yemek yemekte, hattâ etrâfına bakınmakta fevkalâde dikkati
gerektirir. Çünkü, her söz ve hareketinden mes'ûldür, hepsinden Allahü teâlâya
hesap verecektir."
Sık sık şöyle derdi: "Allahü teâlâdan gâfil olmayan, O'nu
unutmayan Cennet'tedir."
"İçinde hakîkî aşk acısı bulanmayan kimseye, bu yolda
ilerlemek nasip olmaz."
"Allahü teâlânın velî kulları, meclislerinde bulunan
kimseleri mânevî yönden faydalandırırlar."
"Gönlü kırık, zavallı ve garip birini görürsen, yarasına
merhem ol. Onun yoldaşı ve yardımcısı olmaktan çekinme."
"Nefsin hastalıklarını tedâvî eden şeylerin aslı beştir: 1)
Az yemek, mîdeyi fazla doldurmamak, 2) Başa gelen işlerden Allahü teâlâya
sığınmak, 3) Fitne yerlerinden kaçmak, 4) Devâmlı istiğfâr ve Resûlullah
Efendimize salat ve selâm okumak, 5) Allahü teâlânın emirlerini yerine
getirmeye, rızâsını kazanmaya çağıran kimse ile berâber olmak."
Zamânımızdaki insanlar şu beş şeye tutulmuşlardır: 1) Cehâleti,
ilme tercih etmek, 2) İşlerde kızmak, 3) Mânevî perdelerin hemen açılmasını
istemek, 4) Bidati (dinde sonradan ortaya çıkan şeyleri), sünnet-i seniyyeye
tercih etmek, 5) Nefsin arzu ve isteklerine göre hareket etmek...
"Kulun Allahü teâlâyı sevmesinde samîmi olup olmadığı,
başına belâ ve musîbet geldiği zaman ortaya çıkar. Bela ve musîbet geldiğinde
sabır ve sükûn hâlini muhâfaza edebiliyorsa, o gerçekten Allahü teâlâyı seviyor
demektir. Musîbet ve fakirlik zamânında sebat gösterebilmek bu sevgiye delil ve
alâmet yapıldı. Birisi Peygamber Efendimize; 'Ben seni seviyorum' deyince;
(Fakirlik için bir elbise hazırla) buyurdu. Bir başkası gelip Peygamber
Efendimize; 'Ben Allahü teâlâyı seviyorum' deyince; (Belâ için elbise hazırla)
buyurdu."