13/06/2026 Cumartesi Köşe yazarı A.D
Kibir, geçimsizlik ve sıkıntıların kaynağıdır
Toplumdaki bütün geçimsizlik ve sıkıntıların
kaynağında kibir vardır. Aklı olan, kendini ve Rabbini tanıyan, hiç
kibredebilir mi?
Din büyüklerimiz buyuruyorlar ki: "Kibirden sakının.
Topraktan yaratılıp, yine toprağa dönecek olan bir varlığın kibirlenmesi,
kendini beğenmesi ne kadar anlamsızdır. Aklı olan, kendini ve Rabbini tanıyan,
hiç kibredebilir mi? İnsan aşağılığını, acizliğini, Rabbine karşı her an izhar
etmek mecburiyetindedir. Bunun için her an her yerde aczini göstermesi, tevazu
üzere bulunması gerekir. Büyüklenerek 'ben' demek feyiz ve bereketi keser.
Allahü teâlânın sıfatları değil, bizzat zatı kibirliye
düşmandır. Allahü teâlâ (Kibriya ve azamet bana aittir) buyuruyor. (Kibirli
olanı asla affetmem yakarım) buyuruyor... Toplumdaki bütün
geçimsizlik ve sıkıntıların kaynağında işte bu kibir vardır..."
Kibir ne kadar kötü ise, tevazu da o kadar iyidir. Hadis-i
şeriflerde buyuruldu ki:
(Allah
için affedenin şerefi artar, tevazu eden de yücelir.) [Müslim]
(Kişi
kibirlenince, iki melek, "Ya Rabbi bunu alçalt!" derler.
Tevazu ederse, "Ya Rabbi bunu yükselt!" derler.) [Beyheki]
***
Gassanîler, Suriye'de hüküm süren bir Hristiyan Arap Hanedanlığı
idi. Cebele ibni Eyhem, Gassânî meliklerinin sonuncusudur. Müslüman oldu ve
Hicretin birinci senesinde Medine'ye geldi. Melik olduğu için hizmetçileri,
eşyaları çoktu. Kendisi ve hizmetçileri çok güzel giyinmişlerdi...
Hazret-i Ömer hacca gidiyordu. Onu da beraber götürdü. Kâbe-i
muazzamayı tavaf esnasında yoksul bir Müslüman kalabalık ve sıkışıklık
sebebiyle yaşanan izdihamda Cebele'nin eteğine basarak yırttı. Cebele de çok
kızarak, o fakir Müslümana bir tokat vurunca burun kemiği kırıldı. O da
Hazret-i Ömer'e giderek durumu anlattı ve kendisinden şikâyetçi oldu. Hazret-i
Ömer Cebele'yi çağırdı. Aralarında şu ibretli konuşma geçti:
-Ey
Cebele! Ya hasmını râzı et, yahut kısas yaparım.
-Ben bir Melikim! O ise yoksul bir kimsedir. Onun için bana
nasıl kısas yaparsın!
-İslâmiyet
sizin aranızdaki ayrılığı kaldırmıştır. Kanunlar önünde herkes birdir.
-Ben İslâm'dan çıkarsam, aramızdaki ayrılık kalkar mı?
-Suç,
cezâsız kalmaz.
-Diyelim ki Hıristiyan oldum; neticesi ne olur?
-Hıristiyan
olursan boynunu vururum.
Bunun üzerine Cebele, Hazret-i Ömer'den düşünmek için izin aldı
ve o gece adamlarıyla beraber Medine'den kaçtı... Soluğu İstanbul'da aldı.
Hıristiyan oldu ve orada öldü. Kibir ve gururu yüzünden hem yurdundan,
yuvasından oldu, hem de Müslümânlıktan çıkarak sonsuz felâkete yuvarlandı...
Peygamber Efendimiz (aleyhissalatü vesselam) ne buyuruyor: (Kalbinde
zerre kadar kibir olan Cennete giremez!)