26/04/2026 Pazar Köşe yazarı S.K
İslamiyet'in insana verdiği değer
Müslümanlar, kurdukları medeniyetlerle
insanlara değer verip, kalpleri fethetmiş, adalet ve merhametin en güzel
örneklerini sunmuşlardır.
Tarih boyunca birçok devlet, güçle, zulümle hükmetmeye
çalışırken, İslamiyet, kurduğu medeniyetlerle insanlara değer verip, kalpleri
fethetmiş, adalet ve merhametin en güzel örneklerini sunmuştur. Bu örnekler
tarih ve hatıra kitaplarında yazılıdır. Bunlardan bazısı şöyledir:
Hazreti Ömer (radıyallahü anh) Kudüs'ü fethedip Bizans'ın
zulmüne son verince, Kudüs halkına bir eman,
güven mektubu verdi. Eman mektubunun bir bölümü şöyledir:
"İslam dinine girmeleri için kendilerine karşı hiçbir zor kullanılmayacak,
hiçbir Müslümandan en ufak bir zarar bile görmeyecekler. Eğer kendiliklerinden
memleketten çıkıp gitmek isterlerse, varacakları yere kadar canları, malları ve
ırzları üzerine eman verilecektir. Eğer burada kalmak isterlerse tamamen teminat
altında olacaklar."
Kudüs halkı böylece kendi devletleri olan Bizans'ın ağır vergi
ve işkencelerinden, eziyet ve cefalarından ve zulümlerinden kurtuldular. Çok
kısa bir zamanda, İslamiyet'in insanları dünya ve ahiret saadetine kavuşturan
bir din olduğunu anladılar. Bölük bölük, mahalle mahalle İslamiyet'i kabul
ettiler.
Yine 1893-1898 seneleri arasında İstanbul’da İngiltere elçiliği
birinci kâtibi olan Sir Charles Eliot (Turkey in Europe=Avrupa’da Türkiye) adlı
eserinde şöyle demektedir:
"Müslümanlıkta vatandaşların hukuku gözetildiği gibi,
yabancıların hukuku da gözetilmektedir. İslamiyet’in insana verdiği önem çok
büyüktür. Mesela, İslamiyet’e inananların en güzel örneklerinden biri Türk
askeridir. Diğer milletlerde böyle bir asker hemen hemen yoktur. Türk askerinin
disiplini, âmirlerine itaat etmesi, cesareti, onun Müslüman oluşundan ileri
gelmektedir."
İtalyan asıllı Fransız devlet adamı Henri
A. Ubicini, senelerce Türkiye’de kalmış olup, (La Turquie Actuelle=Bugünkü Türkiye) eserinde
şöyle demektedir:
"Türklere ve Müslümanlara barbar diyen Avrupalı, onlardan
misafirperverlik ve insanlık dersi aldı. 16. asırda yaşamış olan bir yazar, 'Ne
gariptir, ben İslam ülkelerini gezdim. Barbar dediğimiz Müslümanların
şehirlerinde ne kaba kuvvet ne de cinayet gördüm. Herkesin hakkına saygı
gösteriyorlar. Gariplere yardımcı oluyorlar. Büyük küçük, Hristiyan, Yahudi
veya Müslüman, hatta dinsiz olsun, aynı adaleti ve merhameti buluyor'
demektedir. Ben de ona katılıyorum."
Yine, İstanbul’da yaşamış Bayan Georgina Max Müller’in (Letters from Constantinople=İstanbul’dan
Mektuplar) eserinde şöyle yazılıdır:
"Mektepte okurken, bize Müslümanların vahşi, hele Türklerin
büsbütün gaddar olduğu öğretilmişti. Hâlbuki İstanbul’a geldiğimizde
Müslümanları son derece nazik, son derece kibar, son derece medenî kimseler
olarak gördük. Başka bir dinden olmamız, onların üzerinde hiçbir zaman, fena
bir tesir yapmadı..."
Dünyanın neresinde olursa olsun zulüm altında inleyen,
çaresizlikten şaşırıp kalan, sözleriyle ve hâlleriyle, bizi kim kurtaracak diye
haykıran insanlar, İslamiyet'in adaletini, merhametini aramaktadırlar. İnsanlık
aslında İslamiyet'i aramaktadır. Fakat farkına varabildiği ve varamadığı birçok
engel buna mâni olmaktadır. Bu sayısız engeller sebebiyle aradığı bu nimete
kavuşamamanın acısını, ızdırabını çekmektedir. Onları buna kavuşturmak için
çalışanlar en bahtiyar kimselerdir.