27/04/2026 Pazartesi Köşe yazarı R.A
Kazâya kalmış namazlar -1-
Kazâ namazı borcu olanın sünnet kılması,
alacaklıya, borçlunun hediye götürmesine benzer ki, elbette kabul olmaz!
Bu hafta da inşâallah, bir nebze daha, kazâ namazları üzerinde
durmak istiyoruz:
En
büyük âlim ve velîlerden İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyurmuştur ki:
“Farzların yanında nâfilelerin hiç kıymeti yoktur. Sünnetlerin,
farzlar yanındaki kıymeti de, deniz yanında bir damla su gibi bile değildir.” [c.
I, m. 29, 260]
Yine
en büyük âlim ve velîlerden Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri buyurmuştur ki:
“Farz borcu varken, sünnet ile meşgûl olmak ahmaklıktır. Çünkü onların
sünnetleri kabul olmaz. Kazâ borcu olanın sünnet kılması,
alacaklıya, borçlunun hediye götürmesine benzer ki, elbette kabul olmaz. Mümin,
bir tüccâra benzer; farzlar sermâyesi, nâfileler ise kazancıdır. Sermâye
kurtarılmadan kâr olmaz.” [Fütûhul-gayb, m. 48]
Beş vakit namazın sünneti demek, Resulullahın kıldığı namaz
demektir. Bu namazlara, “sünnet” ismi sonradan
verilmiştir. Resûlullah Efendimiz, beş vakit namazın sünnetlerini kılarken,
yalnız “Allah rızâsı için namaz kılmaya” derdi; “Sünnet
kılmaya” diye niyet etmezdi. Her vakit içinde böyle
kılınan her namaz, sünnet ismi verilen namaz olur. (Reddül-muhtâr,
Uyûnül-besâir, Halebî)
Dört mezhebin fıkıh bilgilerini iyi bilen Seyyid Abdülhakîm
Arvâsî hazretleri buyuruyor ki: “Yıllarca kazâ borcu olan, sünnetleri
kılarken, kazâ namazına niyet ederek kılmalıdır. Böyle niyet ederek kılmak,
dört mezhepte de lâzımdır.”
Allahü teâlâ, bir hadîs-i kudsîde “Bana farzla yaklaşılır”,
Resûlü de “Kazâ
borcu olanın, nâfilesi kabûl olmaz” buyururken; âlimler
de, “Kazâsı
olanların, sünnet ve nâfile kılmaları ahmaklıktır”, “Sünnetler,
farzın yanında denizde damla gibi değildir” derken, bir
özürle kaçırılan namazla kasden kılınmayan namazı aynı zanneden bazı
kimseler, Allahü teâlânın emri olan farzları bıraktırıp, Duhâ,
Tehıyyetül-mescid, Tesbîh, Teheccüd namazları gibi
nâfileleri kıldırmaya çalışıyorlar. Bir kimse, ömründe bu nâfileleri hiç kılmasa,
âhirette cezâ verilmez. Fakat bir farzı terk etmenin cezâsı, çok büyüktür.
Düşmân karşısında, bir farz namazı kılmak mümkün iken, terk
etmek, yedi yüz büyük günâha bedeldir. (Câmiul-fetâvâ) [Çünkü o
kimseler, namaz kılarlarken, düşmânlar saldırıp İslâm ordusunu helâk
edebilirler.]
Bu fetvâ da gösteriyor ki: Milleti, nâfilelerle meşgûl edip farzları
tehîr ettirenler veya farzları kıldırmayanlar, büyük vebâl altında kalırlar.
Unutmak ve uyuyakalmak özürdür; ama bu durum sık oluyorsa,
tedbîr alınmadığı için günâh olur. Bir-iki örnek verelim:
1- Gece çok
geç yatılıyorsa, üstelik sâat kurulmuyor veya başka tedbîr alınmıyorsa, namazın
kazâya kalması normal bir şey değildir.
2- Bir kimse
iş yerinden çıkarken, namaz vakti girmiş olsa, eve gidince kılarım diye
düşünse, genellikle de eve vaktinde varamıyorsa, namaz yoldayken kazâya
kalıyorsa veya vaktinde eve geldiği hâlde, iş yerinde kıldığını zannettiği için
evde kılmayı unutuyorsa, nasıl olsa unutmak özür diyerek, namazın kazâya
kalmasına önem vermiyorsa, bu yaptıklarından dolayı mazûr olmaz.