18/02/2026 Çarşamba Köşe yazarı V.T
Mümin, cennette istediği ırmaktan içer...
Cennetin ırmakları, Firdevs Cennetinden
kaynayıp çıkar ve müminin isteğine göre akar.
Seyyid Abdülazîz Debbağ hazretleri evliyânın büyüklerindendir.
1679 (H.1090) senesinde Fas'ta Fes şehrinde doğdu. 1720 (H.1132) senesinde
orada vefat etti. Seyyid Ahmed bin Abdullah'ın sohbetlerine devam etti ve
kemâle erdi. Hocasının vefâtı üzerine, halîfesi olarak yerine geçti.
Devlet ileri gelenleri sık sık Abdülazîz Debbağ'dan
vazîfelerinin devâmı için yardım ve duâlarını isterlerdi. Sultan Nasrullah vâli
ve hâkimlerin bir kısmını görevden aldı. Onlardan birisi görevine tekrar dönmek
istiyordu. Her zamanki gibi Abdülazîz Debbağ hazretlerinden yardım isteyince,
yardım etti. Sultan o kişiyi tekrar vâli yaptı. Bir süre sonra Abdülazîz
Debbağ, vâliye haber göndererek iyilik etmesini ve vergileri ödemede kolaylık
göstermesini ricâ etti. Fakat makâmın verdiği gurûra kapılan vâli bu ricâyı
kabul etmedi ve cezâ olarak görevden alındı.
Talebelerinden biri Abdülazîz Debbağ'ı ziyâret için bir gün yola çıktı.
Yolculuğunu katır ile yapıyordu. Tehlikeli bir yere gelince, bineğinden inip o
yeri yaya olarak geçti. Tekrar bineceği sırada hayvan kaçtı ve yakalaması
mümkün olmadı. Ne yapacağını şaşırdı. O anda hocası hatırına geldi ve ondan
yardım umarak; "Ey hocam Abdülazîz Debbağ!" dedi. Bu sırada Allahü
teâlâ bâzı insanları ona yardımcı olarak gönderdi. Onlarla beraber hayvanı
yakalayıp, hocasının huzûruna geldi. Abdülazîz Debbağ onu görünce gülerek;
"Falan yerde Şeyh Abdülazîz'i ne yapacaktın? Senin yanında olsaydı
herhâlde sana yardımda bulunurdu" dedi. Talebe büyük bir edeple; "Ey
Efendim! Şahsen bulunmanızla rûhen bulunmanız arasında, sizin için hiçbir fark
yoktur ve ikisi de mümkündür" dedi.
Sohbetlerinde talebelerine şöyle buyururdu: "Kulun düşüncesi Allahü
teâlâdan başkasına doğru yönelince Allahü teâlâdan uzaklaşmış olur."
"İnsanlar, varlık âleminin efendisi Muhammed aleyhisselâmı
tanımadıkça, ilâhî mârifete kavuşamaz. Hocasını bilmedikçe, varlık âleminin
efendisini tanımaz. Kendi nazarında insanları ölü gibi kabûl etmedikçe,
hocasını bilemez."
"Firdevs Cennetinde, bu dünyâda işitilen veya işitilmeyen
bütün nîmetler mevcuttur. Cennetin ırmakları, Firdevs Cennetinden kaynayıp
çıkar. Bir ırmaktan su, bal, süt ve şarab olmak üzere dört türlü meşrûbât akar.
Nasıl gökkuşağındaki renkler birbirine karışmadan durursa bu dört meşrûbât da
birbirine karışmadan akar. Bu ırmaklar müminin isteğine göre akar. Hangisini
isterse o akar ve onu içer. Bütün bunlar, Allahü teâlânın irâdesiyle
olmaktadır."