19/02/2026 Perşembe Köşe yazarı S.A
Manevi ticaret mevsimi...
Bu mübarek ay, manevi ticaret mevsimidir. Bu
değerli fırsatları kaçırmayalım, bir daha ele geçmeyebilir.
Bizi, bir defa daha bu mübarek aya kavuşturan Rabbimize ne kadar
şükretsek yine de azdır... "On bir ayın sultanı", sünnetlere farz,
farzlara ise en az yetmiş kat sevabın verildiği mübarek ay...
Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ümmetim ramazan ayındaki faziletleri
bilselerdi, bütün ayların ramazan olmasını temenni ederlerdi.)
Oruç ibadeti, yalnız bu ümmete değil, diğer ümmetlere de farz
kılınmıştı. Fakat onların orucu başka günlerde ve başka aylarda idi. Bize ise
bu mübarek ayda farz kılındı. Kur'ân-ı kerîmin nazil olduğu, içinde bin aydan
daha kıymetli Kadir Gecesinin bulunduğu bu ayın tercih edilmesi, nimet üstüne
nimet oldu bizim için...
Bize bir ay oruç tutmamızı farz kıldı. Bu ayın tesbitini bize
bırakmadı, yoksa her millet kendine bir ay seçecekti. Hatta o ayın hangisi
olacağı da görüş ayrılıklarına sebep olacaktı. Dünyadaki bütün Müslümanların,
aynı günde oruca başlamalarını ve aynı günde bayram yapmalarını, birlik ve
beraberliğin temini için ayını da bizzat Rabbimiz seçti.
Kamerî aylardan olması da büyük nimet. Kullanmakta olduğumuz
Şemsî denilen aylardan olsaydı; her sene aynı mevsimde oruç tutmak zorunda
kalacaktık. Bazı yerlerde günler çok uzun, onlar hep o uzun günlerde tutacaklardı
oruçlarını ve hep zorlanacaklardı. Diğer bazı yerlerde ise kısa günlerde oruç
tutulacaktı, onlar da fazla acıkmayacakları, susamayacakları için, nefisleri
ile mücâdele ve Rabbimizin rızasını kazanmak için çekilen sıkıntıların zevkine
varamayacaklardı.
Yine Şemsî takvimle olsaydı, diğer mevsimler bu mübarek ayı misâfir etme
şerefine eremeyeceklerdi...
Ramazân-ı şerîf, her sene on veya onbir gün öne gelir. Otuzüç
sene oruç tutan bir kimse, senenin bütün mevsimlerinde, bütün aylarında ve
günlerinde oruç tutmuş olur.
Bu değerli fırsatları kaçırmayalım, bir daha ele geçmeyebilir.
Bir daha ramazan ayı belki gelir ama, biz görmeyebiliriz. Bırakın bir sene
sonrayı, yarına çıkacağımız belli değildir.
Bu mübarek ay, manevi ticaret mevsimidir. Mevsiminde yapılan
ticaretin kârı bir başkadır; daha çok kazandırır. Hasat zamanında mahsul
almazsanız, daha sonra alacağınızdan iyi bir netice elde edemezsiniz.
Bu ayda bizlere çok müjdeler var. Hadîs-i şerîfte buyuruluyor
ki:
(Kalkan,
nasıl insanı kılıç darbelerine karşı koruyorsa, oruç da insanı cehennem
ateşinden korur.)
Orucun diğer ibadetlerden farkı, onda gösteriş yoktur.
Gösterişten, riyâdan uzak, Allah için yapılan ibadetler çok kıymetlidir. Nefse
en zor gelen şey, ihlasla yapılan ibadetlerdir. Çünkü onda nefsin hiç payı
yoktur.
Hanım evliyâlardan Rabia-i Adviyye hazretleri bir münâcatında
diyor ki: "Ey Rabbim! Senin rızanı kazanabilseydim, bana kâfi idi.
Başkaları razı olmuş, olmamış, beğenmiş, beğenmemiş hiç kıymet ifade etmez.
Çünkü toprağın üzerinde ne varsa toprak olmaya mahkûmdur..."
Doğrusu da bu değil mi?..
.....
NOT: Bu
makale ilk 13 Eylül 2007 Perşembe günü yayınlanmıştır.