Kur’anda, (İnsanların çoğuna uyan sapıtır) denirken, hadis-i şerifte ise, (Siz sapıklık üzerinde birleşmezsiniz) deniyor. İkisi birbirine zıt değil mi?

İttifak ve ihtilaf

CEVAP
Zıt değildir. İkisi farklıdır.

Bir fıkra var. Dişi fare, dişi aslana, (Ben bir doğuruşta 20-30 yavru doğururum. Hiçbir hayvan benimle mukayese olmaz) der. Dişi aslan gülümseyerek, (Ben bir yavru doğururum, ama aslan doğururum) der. Kemiyet [sayı, az çok oluş] değil, keyfiyet [kalite] önemlidir. Koyun sürüsü gibi insanların çoğuna uymak, insanları sapıtır. Birinci hüküm bunu bildiriyor. Dünyada kâfirler Müslümanlardan daha çoktur. Bu, kâfirliğin doğru yol olduğunu göstermez.

İkinci sözdeki “siz” sözü, Eshab-ı kirama hitaptır. Yani, (Siz ve sizin gibi Ehl-i sünnet itikadında olan müctehid âlimler, sapıklıkta birleşmez) demektir. Bu, amel yönüyle değil, itikat yönüyledir. Bir hadis-i şerif:
(Ümmetimin âlimleri, hiçbir zaman dalalette birleşmezler. İhtilaf olunca sivad-ı a'zama [âlimlerin ekseriyetinin bildirdiği yola] tâbi olun!) [İbni Mace, Hâkim, İbni Cerir, Hakîm-i Tirmizî]

Amelî hükümlerde ise, birleşmemek kötü değil, aksine rahmettir. Amelde mezheplerin çıkışı bu rahmetten dolayıdır. Bir hadis-i şerif:
(Ümmetimin [müctehid âlimlerinin, ameldeki] ihtilafı [mezheplere ayrılması] rahmettir.) [İmam-ı Beyhekî, İmam-ı Münâvî, İmam-ı ibni Nasr ve İmam-ı Deylemî]

Birinci hadis-i şerif, Müslümanların imanda, doğru itikatta birleşmelerini emrediyor, ayrılığı, bölünmeyi yasaklıyor. İkinci hadis-i şerif, ameldeki ayrılığın rahmet olduğunu bildiriyor. Müctehidin farklı ictihadı rahmettir. Müctehid hata edemez mi, hatası da mı rahmet diye sorulabilir. Evet, müctehidin hatası da rahmettir. Bir hadis-i şerif:
(Müctehid, ictihadında hata ederse bir, isabet ederse, iki sevab alır.) [Buhârî]

Sevab olan bir şey elbette rahmettir. Bunu inkâr etmek, 14 asırdan beri gelen âlimleri yalanlamak ve hak mezhepleri inkâr olur. Hadis-i şerifte bildirildiği gibi müctehid âlimler, dalalette ittifak etmezler. Ehl-i sünnet âlimleri, dört mezhebin hak olduğunu ve dört mezhepten başkasıyla amel etmenin caiz olmadığını ittifakla bildirmişler ve bunda icma hâsıl olmuştur. (El-Mesail-ül-müntehabatü fir-risaleti vel vesileti)

İşte, birbirine zıt gibi görünen âyetle hadisin açıklaması böyledir.

Sapıklıkta birleşmek
Sual: 
Bir arkadaş hesap etmiş, Türkiye’de saçı açık Müslüman kadın sayısının, kapalı kadın sayısından fazla olduğunu görmüş. Buradan, (Ümmetim dalalet yani sapıklık üzerinde birleşmez) hadisine göre, kadınların başlarını açmalarının günah olmadığı hükmünü çıkarmış. Türkiye’de hemen herkes hoparlörün ibadette kullanılmasını onayladığı için, ben de, bu hadisi baz alarak hoparlörün ibadette kullanılmasının günah olmadığı hükmüne vardım. Arkadaşın ve benim görüşüm, bu hadise tam uygun düşmüyor mu?
CEVAP
Âyeti ve hadisi biz anlayamayız. Yanlış anladıklarından dolayı 72 sapık fırka meydana geldi. Ehl-i sünnet âlimleri nasıl açıklamışsa öyle anlamak gerekir. Arkadaşınızın görüşü de, sizinki de çok yanlıştır. Kıyas ilmine aykırıdır.

Oradaki ümmet, (Ümmetimin âlimleri) demektir. Ümmetimin âlimlerinden maksat da, Ehl-i sünnet âlimleridir. Yoksa diğer sapık fırkalardaki âlimlerin görüşleri değil. Cahil halkın görüşü dinde senet olmaz. Onların bir konuda birleşmelerinin dinde hiçbir önemi olmaz.

Arkadaşınızın dediği gibi, bütün Müslüman kadınlar başını açsa, bu konuda hepsi birleşse yine caiz olmaz. Haramlarda birleşmenin hiç kıymeti olmadığı gibi, bid’atlerde birleşmenin de hiç kıymeti olmaz. Bid’at nasıl caiz olur ki? İbadete sokulan hoparlör bid’ati de böyledir.

Ölünün sene-i devriyesi yapılıyor, Müslümanların çoğu bunu yapıyor, bu konuda birleşmelerinin ne önemi olur? Günah, günahtır. Herkes bir günahı işleyince o günah olmaktan çıkmaz.

Cuma günleri, cemaatin çoğu, cumanın farzından sonra, hemen camiden çıkıyor. Çoğunluk, sünnetleri ve zuhr-i âhiri kılmadan camiden çıkıyor diye, camiden çıkmaya doğru olur denir mi? Yani insanların çoğu yanlış yapıyorsa yanlışa uyulmaz. Bu yanlışlar için, (Bu yanlış değil doğrudur, çünkü bu ümmet sapıklıkta birleşmez) demek yanlış olur. Dine aykırı olan bir şeyi halkın çoğu yapsa yine meşru hâle gelmez. Onun için Kur'an-ı kerimde, (İnsanların çoğuna uyan sapıtır) buyuruluyor. (Enam 116)

Müslüman olan halkın çoğu bid’at işlese, onlara uymak günah olur.

Müslümanların birleşmesi
Sual: Bazı kimseler; insanlar ve bilhassa Müslümanlar arasındaki ayrılıklar giderilmeli, ayrılıklar ortadan kalkmalıdır diyor. İnsanların ve Müslümanların arasındaki ayrılıkların kalkması mümkün mü, mümkün ise nasıl olabilir?
Cevap:
 İnsanların ihtilaflarının, aralarındaki ayrılıkların kalkması, bütün insanların Müslüman olmaları ile mümkün olur. İslâmiyetin din bilgileri ikiye ayrılır:
1- Kalp ile inanılacak şeyler.
2- Kalp ve bedenle yapılacak şeyler.

Kalp ile inanılacak bilgiler, elbet bir bütündür. Bu da, Resûlullah efendimizin bildirdiği ve Eshâb-ı kiramın haber verdiği iman bilgileridir. Ehl-i sünnet âlimleri, bu bilgileri Eshâb-ı kiramdan öğrenip, kitaplarına yazdılar. Bütün Müslümanların, bu kitaplardan okuyup, inanmaları hep bir imanda birleşmeleri lazımdır. Müslümanlar birleşmeli, ayrılık, bölücülük olmamalıdır. Bunun için, bütün Müslümanların, tek doğru yol olan Ehl-i sünnet inanışında birleşmeleri, Peygamber efendimizin haber verdiği sapık fırkalara bölünmemeleri lazımdır. Başka türlü birleşmek olmaz. Doğru yoldan ayrılmış olanların da bu iman bilgilerini öğrenmesi, kendi kafalarından çıkan saçma ve sapık düşünceleri din bilgisi olarak yaymamaları, bölücülük yapmamaları lazımdır. Fakat, mezhepsizler, hak olan dört mezhebe saldırıyorlar. Mezheplerin ortadan kaldırılarak, uydurma bir Müslümanlık yapılmasını istiyorlar. Peygamber efendimiz, Ehl-i sünnetin içinde bulunan dört mezhebin, ibadetlerde birbirinden ayrılığının rahmet olduğunu bildiriyor. Müctehidlerin ictihad etmelerini emir ediyor.

Allahü teâlâ, ibadetlerle ve evlenme, alış-veriş ve kul hakları ile ilgili bilgilerin hepsini açık ve kesin olarak bildirmedi. Kısa ve kapalı bıraktığı bilgileri Peygamber efendimizin açıklamasını diledi. Peygamber efendimiz de, bunların hepsini tam açıklamadı. Kapalı bıraktığı bilgilerin açıklanmasını ve bunların günlük hadiselere tatbik edilmesini müctehid âlimlere bıraktı. Bu âlimler, bu vazifeleri yaparlarken, aralarında ayrılıklar oldu. Böylece mezhepler meydana geldi. Müslümanlar ibadetlerini yaparken, memleketlerinin örf ve âdetlerine, iklim şartlarına ve kendi fizik yapılarına uygun ve daha kolay olan mezhebi seçerek, bu mezhebi taklid eder. Mezhepler, rahmettir, kolaylıktır.