Allahü teâlâ velî kuluna kerâmet ihsân etmiştir

09/03/2024 Cumartesi Köşe yazarı V.T

Kerâmet, evliyâ denilen insanlarda Allahü teâlânın yarattığı, âdet ve fen bilgileri dışında olan şeylerdir.

 Ali bin Bergaş Şîrâzî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. İran’da Şîrâz'da doğdu. Bağdât'a giderek Şihâbüddîn-i Sühreverdî hazretlerine talebe oldu. Hocası tarafından mezun edilip, Şîrâz'a gönderildi. 1279 (H.678) târihinde vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:

 

Allahü teâlâ velî kullarına kerâmetler ihsân etmiştir. Kerâmet, evliyâ denilen insanlarda Allahü teâlânın yarattığı, âdet ve fen bilgileri dışında olan şeylerdir. Allahü teâlâ, kendi kudreti ile ve irâdesi ile, yani dilediği zaman, bu şeyleri, bu kullarında yaratmaktadır. Kulun kudretini de Allahü teâlâ yaratmaktadır. Bu şeylerin yaratılmasında kulun kudretinin ve irâdesinin tesîri yoktur. Kulun irâde ve kudreti, kerâmetlerin yaratılmasına ancak sebep olmaktadır. Kul, istediği zaman, kendi kuvveti ile kerâmet yapar diyen kimse ve böyle inanan kimse kâfir olur.

 

Kendisinde kerâmet hâsıl olan velî, bu kerâmetin yalnız Allahü teâlânın dileği ile ve kudreti ile yaratıldığını, kendi dileğinin ve kudretinin hiçbir tesîri olmadığını bilmektedir. Bunun gibi, kendi bedenindeki, görmek, işitmek, tad almak, sertlik, sıcaklık duymak, düşünmek, ezberlemek, hatırlamak gibi duygularının, iç ve dış organlarının hareketlerinin, hâsılı bütün işlerinin hep Allahü teâlânın dilemesi ile ve kudreti ile ve yaratması ile olduğunu her an bilmektedir. Evliyâlık da, bu demektir. Yani böyle olduğunu her an bilen ve inanan kimse, Allaha yakîn olmuş, velî olmuştur. Bu bilgisi, her an bütün varlığını kaplamaktadır. Allahü teâlâ, velisine bazen gaflet verir. Bu bilgisini unutturur. Bu zaman, veliliği kalmaz ise de, önceki zamanlarında velî olduğu için, böyle zamanlarında da, kendisine velî denilir. Bunun gibi, îmânı olan insana mümin denildiği için, uyku zamanında gaflet hâlinde olduğu zaman da kendisine mümin denilmektedir. Bu gaflet zamanı, evliyânın aşağı hâlleridir.

 

Allahü teâlânın emrettiği farzların hepsini yapan ve ayrıca Muhammed aleyhisselâmın ibâdetlerini, yaşayışını, hâllerini, yani nafile ibâdetleri de yapan bir Müslüman, Allaha yaklaşır, velî olur. Duyguları ve hareketleri kendisinden değil, Allahü teâlâdan olduğu meydana çıkar. Böyle olduğunu bildiren hadîs-i şerîf tasavvuf kitaplarında yazılıdır.