“Evlâdım, sen Allahü teâlâyı bilir misin?.."
01/02/2026 Pazar Köşe yazarı V.T
İbn-i Mübârek hazretleri yolda bir çoban çocuk
gördü ve "Ona bir mesele öğreteyim" diyerek yanına gitti.
İbn-i Mübârek hazretleri Tebe-i tâbiîn evliyâsının
büyüklerindendir. 736 (H.118) yılında Türkistan’da Merv'de doğdu. 797 (H.181) senesi
bir gazâ dönüşü, Bağdâd yakınlarındaki Hît adlı yerde vefât etti. Türk
asıllıdır. İlk tahsîlini, Merv'de yapan İbn-i Mübârek hazretleri Bağdâd'a
giderek İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe, Süfyân-ı Sevrî, Mâlik bin Enes (rahmetullahi
aleyhim) gibi büyük âlimlerin derslerinde yetişti ve ilimde yüksek bir dereceye
ulaştı. İlim tahsîlinden sonra tekrar Merv'e döndü.
Bir gün yolda bir çoban çocuk gördü; "Gideyim, ona Allahü
teâlâyı tanımakta bir mesele öğreteyim" deyip, çocuğun yanına geldi ve
“Evlâdım, Allahü teâlâyı bilir misin?" buyurdu. Çocuk “Kul nasıl sâhibini
bilmez?" dedi. “Allahü teâlâyı ne ile biliyorsun?" “Bu koyunlarımla.”
“Bu koyunlarla, O'nu nasıl bilirsin? “Bu birkaç koyun çobansız işe yaramaz.
Bunlara su ve ot verecek, kurttan ve diğer tehlikelerden koruyucu birisi
lâzımdır. Bundan anladım ki, kâinat, insanlar, cinler, hayvanlar ve canavarlar
ve bu kanatlı kuşlar bir koruyucuya muhtaçtır. Bu binlerce çeşit mahlûkatı
korumaya kâdir olan, Allahü teâlâdan başkası değildir. İşte bu koyunlarla
Allahü teâlâyı, böylece bildim.” “Allahü teâlâyı nasıl bilirsin?" “Hiç bir
şeye benzetmeden bilirim.” “Böyle olduğunu nasıl bildin?" “Yine bu
koyunlardan” “Nasıl?” “Ne onlar bana benzerler, ne de ben onlara benzerim.
Buradan, bir çoban koyunlarına benzemezse, Allahü teâlânın elbette kullarına
benzemeyeceğini anladım.” “İyi söyledin. İlimden bir şey öğrendin mi?” “Ben bu
sahrâlarda, nasıl ilim tahsîl edebilirim.” “Peki başka ne öğrenmişsin?”
“Üç ilim öğrendim. Gönül ilmi, dil ilmi ve beden ilmi.” “Bunlar
nelerdir, ben bunları bilmiyorum.” “Gönül ilmi şudur ki, bana kalb verdi ve
kendi mârifet ve muhabbeti yeri eyledi ki, bu kalb ile O'nu bileyim. O'nun
sevdiklerine gönülde yer vereyim, sevmediklerine yer vermeyeyim ve
böylelerinden uzak olayım. Dil ilmi şudur ki, bana dil verdi ve dili zikretmek,
O'nun ismini söylemek yeri eyledi. Bununla O'nu hatırlatanları dile getirmeyi,
O'ndan bahsetmeyen sözden onu korumayı, böyle sözden uzak olmayı îmâ etti.
Beden ilmi şudur ki, bana beden vermiştir ve onu kendine hizmet yeri eylemiştir.
Böylece O'na hizmet olan her şeyi yaparım, hizmet olmayan şeyi ise bedenimden
uzaklaştırırım.”
“Ey oğul, bana nasîhat ver!” “Ey efendi! Eğer ilmi Allah rızâsı
için öğrendiysen, insanlardan istemeyi, beklemeyi kes. Yok, dünyâ için
öğrenmişsen, Cennet'e kavuşamazsın!”


