Gaye dünya olursa!..
05/02/2026 Perşembe Köşe yazarı S.A
Dünya sevgisi en büyük tehlikedir. Kulun
imansız gitmesine de sebep olabilir. İnsan sevdiğinden ayrılmak istemez, hep
onunla birlikte olsun ister.
Biz dünya için yaratılmadık. Burada kalıcı da değiliz. Dünyaya
gönderiliş gayemiz, ahiretimizi kazanmak içindir.
Hulefâ-i Râşidîn'in üçüncüsü Hazreti Osman radıyallahü anh bir
hutbesinde şöyle buyuruyor: "Cenab-ı Hak size dünyayı ve dünyadaki
nimetlerini ahiretinizi kazanasınız diye vermiştir. Dört elle sarılasınız diye
değil!" Sonra da devamla: "Dünya
para gibidir. Bir adama para verilirse onunla istediklerini alması
içindir." Yoksa para ne yenir ne de giyilir. Onunla
yiyecek ve giyecek alınabilir.
"Dünyayı
gaye edinen, paranın kendisini yemeye çalışan adama benzer ki, çok aptallık
etmiş olur."
Dünya sevgisi en büyük tehlikedir. Kulun imansız gitmesine de
sebep olabilir. İnsan sevdiğinden ayrılmak istemez, hep onunla birlikte olsun
ister.
Bir ömür durmadan çalışan, biriktiren, servet edinen biri,
tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa yakalansa; doktorları ve kendisi
hayatından ümit kesseler ne kadar üzülür. Bir anda bütün her şeyinden -bir daha
kavuşmamak üzere- ayrılmak üzeredir. Kendi kendine düşünür: Beni
bu sevdiklerimden kim ayırıyor? Sonra her şeyin takdir-i
ilahi ile olduğunu anlar ve "Yarabbi, bu kötülüğü bana niçin
yapıyorsun?" diye bir düşünce içine girse, onun
imanla gitmesi çok zordur.
Büyükler, sekerat-ı mevti, uyku hâline benzetmişlerdir. İnsan
neye çok değer verir ve ne ile çok meşgul oluyor ise onu rüyasında daha çok
görür.
Mesela; bir doktor rüyasında bizden daha çok hastane, ilaç
görür. Bir talebe rüyasında bizden fazla okul, ders ve kitap görür. Bir tüccar
bizden daha çok para görür, alışveriş yapar...
Aynen bunun gibi, insan da son demlerinde önem verdiği, değer
verdiği şeyleri düşünür ve ruhunu o düşünce ile teslim eder...
Hazreti Ali radıyallahü anh buyuruyor ki: "Rabbimizin
dünyaya hiç kıymet vermediğinin en büyük delili şudur: En kıymetli yiyeceği bir
böceğin (bal arısının) kusmuğudur. En değerli giyecekleri de bir
böceğin (ipek böceği) salyasıdır."
Çoğumuzda mevcut bulunan yanlış bir kanaât vardır. Zengin birini
gördüğümüz zaman onun dünyayı çok sevdiğine hükmederiz. Fakir birini gördüğümüzde
de onun dünya ile alakâsının olmadığını zannederiz. Öyle zenginler vardır ki,
dünyayı sevmezler. Öyle fakirler de vardır ki, onlardan daha haris az insan
bulunur...
Dünya sevgisi, insanı dünyada, kabirde ve ahirette sıkıntılara
sokar. Dünyada, insanı gece gündüz çalıştırır. Çeşitli tehlikelere attırır.
Kazandığı, malın muhafazası ile huzursuz olur. Kimse çalmasın, kimse yemesin
diye ömrünü harcar. Bir tavuk nasıl civcivlerini koruyorsa o da malına öyle
bekçilik yapmaya çalışır...
Dünya malını emânet bilir, sahiplenmez isek, rahat ederiz. Bir
çocuğa bir oyuncak verilse; o da onu emanet bilse, oynar, alındığında da
üzülmez. Fakat oyuncağı sahiplense, alındığında çok üzülür. O oyuncaktan aldığı
lezzetin bin katı üzülür, ağlar, feryât eder...
İnsanın kabir hayatındaki sıkıntısı ise; kendisi ile beraber "kefen"den
başka bir şey getirememiş olmasıdır. İnsan ne kadar güzel giyinirse giyinsin,
son elbisesi "kefen"dir. Ne
kadar ev değiştirirse değiştirsin son gidip kalacağı evi "kabir"dir.


