"Emrimi tutmayan kimse bana vekil olamaz!.."
06/02/2026 Cuma Köşe yazarı A.D
ll. Ahmed Han: "Behey adam! Üç defa
defterdarı azlettim. Yerine doğru istikamet sahibi birini nasb edesin diye
hatt-ı şerif gönderdim. Yine fermanımı tutmadın!"
Bugün, Osmanlı Sultanı İkinci Ahmed Han'ın vefat yıl dönümüdür.
(6 Şubat 1695)
İkinci Ahmed Han, 21. Osmanlı Padişahı ve 13. Osmanlı
Halifesidir... 1691'de ağabeyi İkinci Süleyman Hanın ölümü üzerine kırk sekiz
yaşında Osmanlı tahtına geçti... Çok merhametli olan ll. Ahmet Han, zaman zaman
kıyafetini değiştirerek halk arasında dolaşır, insanların dertlerini sabırla
dinler, çare bulunması için gerekli yerlere emirler verirdi. İslamiyet’e hizmet
hususunda derin bir mesuliyet hissi içinde hareket ederdi...
Ahmed Han, Sakız adasının elden çıkmasıyla üzüntüden
hastalanmıştı. Kaptan-ı deryalığa tayin ettiği amcazade Mezemorta Hüseyin
Paşa'yı, adayı Venediklilerden geri alması için görevlendirdi. Ancak hastalığı
ağırlaşan Sultan, fetih haberini alamadan, elli iki yaşında Edirne'de vefat
etti. Naaşı, İstanbul'a nakledilerek Kanuni Sultan Süleyman Han'ın türbesine
defnedildi...
***
Sultan Ahmed Han, bir mesele hakkında uzun uzun düşündükten ve
bilenlerle istişare ettikten sonra karar verirdi. Bir gün Sadrazam Hacı Çalık
Ali Paşanın, Padişahla, defterdarın azli hususunda vuku bulan müzakerede
istifası gerçekleşti. Tarihçi Fındıklı Mehmed Ağa, Padişahla Ali Paşa
arasındaki konuşmaları aynen kaydetmiştir...
ll. Ahmed Han:
-Ben
üç defa defterdarı azlettim. Yerine namazını kılan, doğru istikamet sahibi
birini nasb edesin diye hatt-ı şerif gönderdim. Yine fermanımı tutmadın!
Sadrazam:
-Hangi cürüm ile itham olundu ki, azli icab etsin?
Ahmed Han:
-Bütün
memleketime ettiği zulümlerden, Edirne şehri şikâyetçilerle doldu!
Sadrazam:
-Hayır, aslı yoktur. Hünkârıma yalan bilgi vermişler. Defterdar,
bir hizmetkârdır. Kendiliğinden bir işe kadir değildir. Ne iş yaparsa benim
emrimle yapmaktadır...
Çalık Ali Paşa, bu sözlerden sonra mühr-ü hümayunu padişahın
hemen yanına bıraktı. Bu davranış Sultanı iyice gazaba getirdi ve o çok
merhametli, müşfik Sultan birden gürledi:
-Behey
adam! Ben öteyegün fukarayı araba yanına getirtip de kendim sordum, üzerlerine
salınan bid'atleri birer birer söylediler. Ben defterdarı zâlim bellerdim,
fakat anlaşıldı ki esas zâlim senmişsin. Emrimi tutmayan kimse bana vekil
olamaz. Şimdi; bir alay ahali "gördün mü padişahı bir adamı bunca uzak
yerden getirtip veziriazam yaptı şimdi de öldürttü" derler, yoksa şimdi
senin hakkından gelirdim! Var şimdi dışarıda eğlen. Veziriazam geldiğinde,
mansıb veya tekaüd ile muradına müsaade olunur...
Bütün Osmanlı Sultanları, mesele devletin âli menfaati ve insana
hizmet olduğunda hiç taviz vermezlerdi. Ruhları şad olsun...


