Mürşid-i kâmil ve müceddid...
09/06/2026 Salı Köşe yazarı R.A
"Her yüz sene başında, bir müceddid
[gelip] geçmiştir. O yüz sene içinde, Allahü teâlâdan ümmetlere gelen feyizler,
hep o zamânın müceddidi vâsıtası ile gelir."
Dünkü makâlemizde, [“Her yüz yılda bir müceddid gelir, dîni
kuvvetlendirir” [Buhârî] "Her yüz senede bir müceddid zâhir olur (ortaya
çıkar).
Ümmetimin işlerini yeniler" [Ebû Dâvûd] hadîs-i
şerîflerini naklettikten sonra; her asırda (yüzyılda, 100 senede) bir, dîni
kuvvetlendiren, bid’atleri yok eden müceddid zâtlar gelir. Bin (1.000) senede
bir gelen müceddidler de vardır] demiştik. Bugün, bu
konuyla ilgili bir girizgâh yapacağız; inşâallah, öbür hafta da sizlere,
muhtelif asırlarda gelen müceddidlerin isimlerini zikredeceğiz.
Vaktiyle, Nâzilli’den bir okuyucu, “Yeni
İstiklâl Gazetesi”ne, çok mühim bazı suâller sormuş, Gazete de,
bu suâlleri bazı yetkililere arz ederek cevaplamış. Cevâbı yazan zât, son
devrin dîn ve fen âlimlerinden Hüseyin Hilmi Işık Efendi.
Konuyla ilgili referansları da göstermiş. (Yeni İstiklâl Gazetesi, Sayı: 270,
12 Ekim 1966)
“Muhterem
Yeni İstiklâl Gazetesi,
Yeni İstiklâl'in 262. sayısında "Nasıl Müslümân İstiyoruz?" adlı
makâlenizin alt kısmındaki notta; “mürşid-i kâmil”, “müceddid” gibi
kelimeler geçiyor. Bu mevzuda, aşağıdaki sorulara cevap vererek, bizleri
aydınlatmanızı ricâ ederim:
a)
“Mürşid-i kâmil” ve “müceddid” ne demektir?
b)
"Her yüz senede bir müceddid gelir, dîni yeniler" meâlindeki
hadîs-i şerîfe göre: Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem)den bu asra
kadar, 13 asır geçtiğine göre, 13 tane “müceddid” gelmesi
lâzım; acabâ bu müceddidlerin isimleri nelerdir? Nerelerde doğup nerelerde
ölmüşlerdir?
c)
Bu asırdan sonra, müceddid gelecek midir? Gelmeyecekse neden?..”
CEVAP:
“a) Eyyûb
Sabrî Pâşâ, “Mir'âtü'l-Haremeyn” kitâbının “Cezîretü'l-Arab” kısmında
buyuruyor ki:
"Resûlüllahın (sallallahu aleyhi ve sellem) vefâtından bu
zamana kadar, yüzlerle İslâm düşmânı türedi. Dîn-i İslâm'ı yıkmaya çalıştılar.
Kitaplar yazarak Ehl-i Sünnet'i [Müslümânları] aldatmaya, şerîatı [İslâmiyyeti]
bozmaya kalkıştılar. Allahü teâlâ, müminlerin îmânlarının
bozulmaması için, her asırda birer müceddid halk buyurdu. Şerîatı [dîn-i
İslâmı, İslâmiyyeti] kuvvetlendiren bu müceddidler, Allahü teâlânın
velîleridirler."
İmâm-ı
Rabbânî (kaddesallahü sırrehü'l-akdes), “Mektûbât”ında
(II. cilt, 4. mektup) ve Muhammed Ma’sûm-ı Fârûkî hazretleri
(Mektûbât-ı Ma’sûmiye, II. cilt, 2. mektûbunda) buyuruyorlar ki:
"Her
yüz sene başında, bir müceddid [gelip] geçmiştir. O yüz sene içinde, Allahü
teâlâdan ümmetlere gelen feyizler, hep o zamânın müceddidi vâsıtası ile gelir.
O zamânda bulunan kutuplar ve evliyânın her çeşidi, ondan feyz alırlar."
İmâm-ı Rabbânî hazretleri, yine “Mektubat”ının I. cildinin
221. mektûbunda buyurmuştur ki: "Mürşid-i kâmil, mürîde, Allahü teâlânın
yolunu gösteren zâttır. Hem şerîatı [dîn-i İslâmı,
İslâmiyyeti] öğretir, hem de yol gösterir. Onun tasarrufu
olmadıkça tâlip ilerleyemez."
224. mektupta da buyuruyor ki: "Mürşid-i kâmil; ahvâl ve makâmların her
birini bilen ve müşâhedeleri, keşifleri, tecellîleri, ilhâmları ve rüyâ
ta’bîrlerini tanıyan zât-ı âlîdir." [Bugün, bir
mukaddime yapmış olduk; inşâallah, muhtelif asırların müceddidlerini, sizlere,
öbür haftaki 2 makâlemizde arz edelim.]


