Cellatları şaşkına döndüren hadise!
12/06/2026 Cuma Köşe yazarı A.D
Zamanın hükümdarı vezirine der ki:
"İmam-ı Cafer'i buraya getir! Onu öldürmek istiyorum!" Vezir,
hükümdarı ikna edemez ve gidip getirir...
Cafer-i Sadık hazretleri, Silsile-i aliyye büyüklerinin
dördüncüsüdür. O, aynı zamanda Ehl-i beytten olup, "Oniki İmam"ın da
altıncısıdır...
Bu mübarek zat, ilim ve fazilette zamanının bir tanesiydi. Din bilgilerinde
olduğu gibi, zamanının bütün fen ilimlerinde de söz sahibiydi. Yetiştirdiği
talebeler, cebir ve kimya ilimlerinde çeşitli keşifler yapmışlar, bu ilimlerin
temel sistematiğini kurmuşlardır. Fizik ve kimya ilimlerinin konusunu teşkil
eden madde ve onlar üzerindeki bilgisi pek çoktu. "Kimyanın babası"
kabul edilen Cabir de, onun talebesidir. En meşhur talebesi ise İmam-ı a'zam
Ebu Hanife'dir. Cafer-i Sadık'ın sohbetlerine iki sene devam ederek, o gizli ve
açık marifet kaynağından ilim ve evliyalık yolunda çok faydalandı. İmam-ı
a'zam, onun huzurunda kavuştuğu yüksek mertebeleri anlatmak için; "O iki
sene olmasaydı, Numan helak olmuştu" buyurdu.
Hakiki İslam âlimleri, dinimizi, hiç değiştirmeden bugüne kadar
ulaştırmıştır. Bu âlimlerden iman bilgilerini anlatanlara “Mütekellimin",
ibadetlerin nasıl olacağını bildirenlere, "Fukaha", kalb ile
yapılacak ve sakınılacak şeyleri öğreten ilme "Tasavvuf" ve bu ilmin
âlimlerine de "Mutasavvifin" denildi. İşte İmam-ı Cafer hazretleri,
bu üçüncü ilmi anlattı...
İmam-ı Cafer hazretleri buyurdu ki:
"Sadaka vererek rızkınızı çoğaltınız. Zekât vererek
mallarınızı koruyunuz. Tasarrufa riayet eden sıkıntı çekmez. Tedbirli, düzenli
yaşamak, geçimin yarısıdır. İnsanlarla iyi geçinmek, aklın yarısıdır. Musibet
zamanında dizini döven, sevabından mahrum olur."
***
Zamanın hükümdarı bir gece vezirine dedi ki:
-Hemen git, İmam-ı Cafer'i buraya getir! Onu öldürmek istiyorum!
Vezir, hükümdarı bundan vazgeçirmek için çok çalıştı ise de ikna edemedi.
Mecburen çağırmaya gitti. Hükümdar da cellatlara şöyle emir verdi:
-Cafer içeri girince, ben külahımı çıkarınca hemen boynunu
vurun! dedi...
Bir müddet sonra, İmam-ı Cafer-i Sadık hazretleri içeri girdi.
Hükümdar bunu görünce, derhal ayağa kalktı. Büyük bir tevazu ile onu karşıladı.
Koltuğuna oturttu, edeple karşısına diz çöküp oturdu. Cellatlar şaşırıp kaldı.
Hükümdar, Hazret-i İmama;
-Efendim, benden isteğiniz olursa emredin, hemen yapayım, dedi.
Hükümdara;
-O halde lütfen beni bir daha çağırıp da ibadetten alıkoyma!
buyurup, gitmek üzere ayağa kalktı. Hükümdar, izzet ve ikramla onu uğurladı...
Gittikten sonra vücudunda bir titreme oldu, bayılıp düştü.
Kendine gelince, veziri sordu:
-Sultanım, bu ne hâldir? Hükümdar şöyle cevap verdi:
-O içeri girince, yanında bir aslan gördüm. Sanki bana "Onu
incitirsen seni parçalarım" diyordu. Ne yapacağımı şaşırdım!..


