Kazâ namazları hakkında -2-
21/04/2026 Salı Köşe yazarı R.A
Bir özür olmadan, namazı kazâya bırakmak
harâmdır, büyük günâhtır. Hiçbir Müslümân, namazlarını terk etmez.
İmâm
Beyhakî, "Şuabu'l-Îmân" adlı eserinde şöyle bir nakilde
bulunmuştur:
Ömer (radıyallahü anh): "Bir adam geldi ve 'Ey Allah'ın Resûlü!
İslâm'da Allah'a en sevimli olan şey nedir? diye sordu.
Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) de: "Vaktinde
kılınan namaz. Namaz kılmayı terk edenin dîni yoktur. Namaz dînin direğidir'
buyurdu" dedi.
Namaz, hangi özürle kazaya bırakılabilir ve kazası olan nâfile
kılabilir mi?
Bir
namaz, cem edilerek kılınma imkânı dahî yoksa, ancak şu özürlerle kazâya
bırakılabilir: “Savaşta, düşmân karşısında oturarak ve
kıbleden başka tarafa dönerek bile namaz kılamazsa; seferde olduğu esnâda, sel,
yırtıcı hayvân, eşkıyâ, anarşist gibi bir tehlike varsa; namazı oturarak veya
hayvân üzerinde îmâ ile de kılmak mümkün değilse; annenin veya çocuğunun telef
olacağı zaman ebenin ve âcil ameliyatlarda doktorun müdâhalesi esnâsında namazı
kazâya bırakmak ve uyku, unutmak gibi bir özürle namazı fevt
etmek [kaçırmak] günâh olmaz.” (Alâüddîn
Haskefî, ed-Dürrül-Muhtâr)
Bu özürlerden biri olmadan, namazı kazâya bırakmak harâmdır,
büyük günâhtır.
Bütün fıkıh kitaplarında, fâite, yani kaçırılmış namaz
deniyor. Çünkü, hiçbir Müslümân, namazlarını terk etmez. Ancak
yukarıda bildirilen bir özür ile kaçırabilir. Bu bakımdan
kaçırılan namaz sayısı az olur. Bugün terk edilmiş namaz sayısı çoktur. Bir
özür ile kaçırılmış namaz ile özürsüz, kasden terk edilmiş namazın hükmü aynı
değildir. Namazları, yukarıda bildirilen özürlerden biri
sebebiyle fevt ederek kazâya bırakmak günâh olmadığı
için, bunların kazâlarını, sünnetleri ve diğer nâfileleri kılacak kadar
geciktirmek de günâh olmaz.
Uyumak,
unutmak gibi bir özürle kılınamayan yani fevt edilen [kaçırılan] namazların fıkhî
hükmü şöyledir:
“Fevt olan namazları kazâ etmek, nâfile kılmaktan iyi ise de,
beş vakit namazın sünnetlerini ve hadîs-i şerîfte övülen Duhâ,
Tesbîh, Tehıyyetül-mescid gibi belli namazları kılmak
böyle değildir. Vaktin sünnetleri ile bu nâfileleri kılmak, kazâ kılmaktan
evlâdır." (Seyyid İbn-i Âbidîn, Reddül-Muhtar; Halebi;
Fetâvâ-yı Hindiyye)
Fakat
terk edilmiş ve bir haylî birikmiş olan namazların hükmü ise şöyledir:
Büyük âlim İbn-i Nüceym’e soruldu ki: “Kazâ
namazı olan kimse, sünnetleri kılarken kazâya niyet ederek kılsa, sünnetleri
terk etmiş olur mu?” Cevâbında, “Sünnetleri
terk etmiş olmaz, çünkü o vakit içinde farzdan başka, [nâfile olsun, kazâ
olsun] herhangi bir namaz kılınınca, sünnet de yerine getirilmiş olur” buyurdu. [Nevâdir-i
fıkhiyye fi mezhebil-eimmetil-Hanefiyye s. 36]
Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
“Farz
namaz borcu olan bir kimsenin nâfile kılması, doğumu yaklaşmışken, çocuğunu
düşüren hâmile kadına benzer. Artık bu kadına, hâmile de denmez, ana da
denilmez. Bu kimse de böyle olup, farz namazlarını ödemedikçe, Allahü teâlâ,
onun nâfile namazlarını kabûl etmez.” [Zahîre-i
Fıkh; Seyid Abdülkâdir Geylânî, Fütûhul-gayb m. 48]
Hanefi mezhebi âlimlerinden Abdülhak-ı Dehlevi, “Bu hadîs,
farz borcu olanların, sünnetlerinin de kabûl olmayacağını (yanî ecir, sevâb
verilmeyeceğini) göstermektedir” buyuruyor.


