Kazâ namazları hakkında...
20/04/2026 Pazartesi Köşe yazarı R.A
Bugün ve yarınki makâlelerimizde, “kılınmayan
namazların muhakkak kazâ edilmeleri lâzım olduğu” konusu üzerinde bir nebze
duracağız inşâallah.
Evvelki ve geçen haftaki 4 makâlemizde, “namazın beş vakit farz oluşu, edille-i
şer'iyye-i erbaa (4 şer'î / dînî delîl) ile ile
sâbittir” deyip namazın günde beş vakit olduğuna dâir bazı
âyet-i kerîmeleri ve hadîs-i şerîfleri tafsîlâtlı/detaylı
bir şekilde zikretmiştik.
Bugün ve yarınki makâlelerimizde, “kılınmayan namazların muhakkak kazâ
edilmeleri lâzım olduğu” konusu üzerinde bir nebze
duracağız inşâallah. Bir usûl-i fıkıh kâidesi şöyledir: “Edâsı
farz olan ibâdetin kazâsı farz; edâsı vâcip olan ibâdetin kazâsı da vaciptir.” Şimdi
burada önce, namazın ehemmiyetine dâir
birkaç hadîs-i şerîf nakledelim:
Sevgili Peygamberimiz, bir hadîs-i şerîflerinde buyurmuştur ki:
"Namaz
dînin direğidir, kim onu kılarsa, dînini ayakta tutmuş olur; kim de onu terk
ederse, dînini yıkmış olur." Bu konuda farklı başka
lafızlar da vardır. Meselâ:
Hazret-i Ali'den (radıyallahü anh) gelen bir rivâyete göre,
Resûlullah Efendimiz (aleyhisselâm) şöyle buyurmuştur: "Namaz
îmânın direğidir. Cihâd amelin zirvesidir. Zekât ise, bu ikisinin arasında yer
alır." [Deylemî, Müsnedü'l-Firdevs]
Muâz İbn-i Cebel (radıyallahü anh) ise şöyle bir rivâyette
bulunuyor:
Bir seferde, Resûlullah (aleyhis-salâtü ves-selâm)'la
berâberdik. Bir gün, yakınına tesâdüf ettim ve berâber yürüdük. "Ey
Allah'ın Resûlü, beni Cehennemden uzaklaştırıp Cennete sokacak bir amel
söyle(rmisiniz?)" dedim. "Mühim
bir şey sordun. Bu, Allah'ın kolaylık nasîb ettiği kimseye kolaydır: Allah'a
ibâdet eder, O'na hiçbir şeyi ortak koşmazsın; namaz kılarsın, zekât verirsin,
Ramazân orucunu tutarsın, Beytullah'a hacc yaparsın!" buyurdular
ve devâmla: "Sana, hayır kapılarını göstereyim mi?" dediler.
"Evet, ey Allah'ın Resûlü!" dedim. "Oruç (Cehenneme) perdedir; sadaka
hatâları yok eder, tıpkı suyun ateşi yok etmesi gibi. Kişinin geceleyin kıldığı
namaz, sâlihlerin şiârıdır" buyurdular ve Secde
sûresinin şu meâldeki 16. âyetini okudular: "Onlar, ibâdet etmek için gece vakti,
yataklarından kalkarlar ve Rablerinin azâbından korkarak ve rahmetini ümîd
ederek O'na duâ ederler. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de
bağışta bulunurlar." Sonra Peygamberimiz sordu: "(Ey
Muâz!) Bu (dîn) işinin başını, direğini ve zirvesini sana haber vereyim
mi?" "Evet, ey Allah'ın Resûlü!" dedim. "Dinle
öyleyse" buyurdu ve açıkladı: "Bu
dînin başı İslâm'dır, direği namazdır, zirvesi cihâddır."
Sonra şöyle devâm buyurdu: "Sana, bütün bunları (tamâmlayan) baş
âmili haber vereyim mi?" "Evet, ey Allah'ın
Resûlü!" dedim. Eliyle diline işâret ederek "Şuna sâhip ol!" dedi. Ben
tekrâr sordum: "Ey Allah'ın Resûlü! Biz, konuştuklarımızdan sorumlu olacak
mıyız?"
"Anasız
kalasıca Muâz! (Anan hasretine yansın Ey Muâz!) İnsanları yüzlerinin üstüne
(yüzü koyun) -veya burunlarının üstüne (burunları
yerde süründürerek) dedi- ateşe atan, dilleriyle kazandıklarından başka
bir şey midir?" buyurdular. [Tirmizî, İmân, 8]
İmâm Tirmizî: "Bu hadîs, hasen sahîhtir" demiştir.
[Ayrıca bkz. Buhârî, İmân; 2; Müslim, İmân: 12]


