"Ayların sultânı" yaklaşırkın...
27/01/2026 Salı Köşe yazarı R.A
Ramazân ayı, üç ayların sonuncusu,
hicrî-kamerî senenin 9.su ve bütün ayların da sultânıdır.
Büyük sahâbî Selmân-ı Fârisî’nin
(radıyallahü anh) rivâyet ettiğine göre, Peygamber Efendimiz, bir sene,
Medîne-i Münevvere’deki Mescid-i Nebevîlerinde, “Şa’bân-ı muazzam ayı”nın son
günü îrâd buyurdukları bir hutbelerinde şöyle
buyurmuşlardır:
“Ey
müslümânlar! Üzerinize öyle büyük bir ay gölge vermek üzeredir ki, bu aydaki
bir gece -ki bu Kadir gecesidir- bin aydan hayırlıdır [daha faydalıdır]. Allahü
teâlâ, bu ayda, her gün oruç tutulmasını emretti. Bu ayda, geceleri terâvîh
namazı kılmak da sünnettir.
Bu
ayda, Allah için ufak bir iyilik yapmak, başka aylarda, farz yapmak gibidir. Bu
ayda, bir farz yapmak, başka aylarda yetmiş farz yapmak gibidir.
Bu
ay, sabır ayıdır. Sabredenin gideceği yer Cennettir. Bu ay, iyi geçinmek
ayıdır.
Bu
ayda mü'minlerin rızkı artar. Bir kimse, bu ayda, bir oruçluya iftâr verirse,
günâhları affolur. Hak teâlâ, onu Cehennem âteşinden âzâd eder. O oruçlunun
sevâbı kadar, ona sevâp verilir.”
Resûlullah’ın (aleyhisselâm) bu hutbesini dinleyen Eshâb-ı kirâm
(radıyallahü anhüm) dediler ki: “Yâ Resûlallah! Her birimiz, bir oruçluya
iftâr verecek [onu doyuracak] kadar zengin değiliz. Biz, bu büyük sevâptan
mahrûm mu kalacağız?”
Resûlullah (aleyhi’s-salâtu ve’s-selâm), Eshâbına şöyle cevap
verdi:
“Bir
hurma ile iftâr verene de, yalnız su ile oruç açtırana da, biraz süt ikrâm
edene de, bu sevâp verilecektir. Bu ay, öyle bir aydır ki, ilk günleri rahmet,
ortası afv ve mağfiret ve sonu Cehennem’den âzâd olmaktır. Bu ayda, emri
altında olanların vazîfelerini hafifletenleri, Allahü teâlâ affedip Cehennem
âteşinden kurtarır…”
Peygamber Efendimiz, hutbelerinin devâmında ise şöyle
buyurmuşlardır:
“Bu
ayda şu dört şeyi çok yapınız! Bunun ikisini, Allahü teâlâ çok sever. Bunlar,
‘Kelime-i şehâdet söylemek’ ve ‘istiğfâr etmektir.’ İkisini de, zâten her zaman
yapmanız lâzımdır. Bunlar da, ‘Allahü teâlâ’dan Cennet’i istemek’ ve ‘Cehennem
âteşinden O'na sığınmaktır.’ Bu ayda, bir oruçluya su veren bir kimse, kıyâmet
günü susuz kalmıyacaktır.”
Her
şeyden önce, i'tikâdı düzeltmelidir. Ehl-i Sünnet
âlimlerinin bildirdikleri i'tikâdı öğrenmek ve buna göre inanmak lâzımdır.
İ'tikâd düzgün olmazsa, tutulan oruçların, yapılan diğer ibâdetlerin bir
fâidesi olmaz. Çünkü, i'tikâdı bozuk olanların, muhakkak Cehenneme gidecekleri
hadîs-i şerîfte bildirilmiştir. Bunun için, Ehl-i Sünnet âlimlerinin yazdıkları ilmihâl
kitaplarını alıp okumalı, doğru îmânı, harâm ve helâl olan şeyleri öğrenmeli,
bütün ibâdetleri bunlara göre yapmaya çalışmalı, harâmlardan da sakınmalıdır. Kıymetli
zamanlarda bu bilgileri okumak, öğrenmek, nâfile namazdan ve diğer bütün nâfile
ibâdetlerden çok daha kıymetlidir.
Allahü teâlâ, şartlarına uygun yapılan tevbeleri kabûl edeceğini
va'detmiştir. Böyle mübârek ayları, gün ve geceleri fırsat bilip, çok çok
tevbe-istiğfâr etmeli, affedilmek için, Cenâb-ı Hakk’a yalvarmalıdır.


