"Gönül yalan sözden ferah bulmaz..."

06/11/2020 Cuma Köşe yazarı A.D

Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: "İmân sâhibi, her hatâya düşebilir. Fakat, hâinlik yapamaz ve yalan söyleyemez."

 

Yalan, günâhların en çirkini, ayıpların en fenası, kalpleri karartan bütün kötülüklerin başıdır. Peygamber Efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) en sevmediği huydur. Eshâb-ı kirâm da en çok yalana buğzederdi. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

(İmân sâhibi, her hatâya düşebilir. Fakat, hâinlik yapamaz ve yalan söyleyemez.)

Peygamber Efendimiz, yine bir hadîs-i şerîfte; yalan söyleyenin ağzının bir taraftan kulağına kadar demir çengelle yırtıldığını, diğer tarafa geçildiğinde, önceki yırtılan tarafın iyi olduğunu, sonra iyi olan tarafın tekrar yırtılarak bu şekilde kıyâmete kadar, kabrinde azâbın devam ettiğini bildirmiştir...

Adamın biri Resûlullah Efendimize dedi ki:

-Üç günâha tutuldum yâ Resulallah! Onları yapmadan duramıyorum. Bunlar; zina, yalan ve içki...

Peygamber Efendimiz de buyurdu ki:

-Yalanı benim için terk et!

Adam gitti... Bir günâhı işleyeceği zaman, kendi kendine, "Eğer bu günâhı yaparsam, Resûlullah sorduğunda, evet dersem suçum meydana çıkar. Hayır yapmadım dersem, yalan söyleyerek verdiğim sözü tutmamış olurum" diye düşündü. Diğer günâhları işleyeceği zaman da aynı şekilde düşünerek kötü huylarını terk etti...

Mevlânâ hazretleri Mesnevî'de buyuruyor ki:

"Gönül yalan sözden ferah bulmaz. Yağa su karışırsa kandil güzel aydınlatır mı?"

Yalan söylemek harâmdır. Ancak üç yerde câizdir: Harbde, iki Müslümanı barıştırmak için, hanımı ile iyi geçinmek için. Zâlimden, bir Müslümanın bulunduğu yeri, malını, günâhını saklamak câizdir. İki Müslümanın, karı-kocanın arasının açılmasını önlemek için, malını korumak için, Müslümanın ayıbının meydana çıkmaması için ve bunlar gibi harâmları önlemek için, yalan câiz olur...

         ***

Bir kimse, hükümdarın şahsına karşı büyük bir suç işler ve idâma mahkûm olur. Bu kimse nasıl olsa öldürüleceğim diye ağzına gelen kötü sözleri haykırmaya başlar. Biraz sonra hükümdar gelir. Oradaki iki vezirden birine sorar:

-Bu adam deminden beri ne söylüyordu?

Birinci vezir der ki:

-Hükümdarım bu adam, "Affedenlerin yeri cennettir" diyerek sizden af talebinde bulunuyordu.

Bunun üzerine hükümdar suçluyu affeder. Fakat ikinci vezir, ortaya atılıp der ki:

-Hükümdarım bu vezir yalan söylüyor. Bu adam size kötü sözler söylüyordu.

Hükümdar, doğru söyleyen vezire der ki:

-Ey vezir! Öteki vezir yalan söylemekle bu mahkûmu kurtarmıştı. Sen ise yersiz doğru söylemekle hem mahkûmun, hem de vezirin ölümüne sebep olmak istiyorsun!

Hükümdar, yersiz doğru söyleyen veziri azleder, yalan söyleyerek bir suçluyu kurtaran veziri de kendisine başvezir yapar...