Şefaat zikredilen âyet-i kerimeler...

07/07/2020 Salı Köşe yazarı R.A

“Kim güzel bir şefâatte (yardımda) bulunursa, ona o şefâatten bir hisse (sevap) olur..." (Nisâ, 85)

 

“Şefea” kökünden türeyen kelimeler, Kur’ân-ı kerimde 30 defa zikredilmektedir. Bunlardan bazıları fiil, bazıları isim şeklindedir.

Kur’ân-ı kerimde “yeşfe’” fiili müfred olarak 3 yerde [Bakara 255, Nisâ 85 (2 defa)], “yeşfeû” [A’râf 53] ve “yeşfeûn” fiilleri cem olarak birer defa [Enbiyâ 28], “şâfiîn” ism-i fâili çoğul olarak 2 defa [Şuarâ 100, Müddessir 48], “şefî” sıfatı 5 defa [En’âm 51, 70, Yûnus 3, Secde 4, Ğâfir 18], (şefî’ kelimesinin çoğulu olan) “şüfeâ” 2 defa [A’râf 53, Rûm 13], izâfet şeklinde “şüfeâeküm” [En’âm 94], yine tamlama şeklinde “şüfeâünâ” [Yûnus 18], “şefâa” 11 defa [Bakara 48, 123, 254, Nisâ 85 (2 defa), Meryem 87, Tâhâ 109, Sebe’ 23, Zümer 44, Zuhruf 86, Müddessir 48], yine tamlama hâlinde “şefâatühüm” 2 defa [Yâsîn 23, Necm 26], bir defa da “şef’” kelimesi [Fecr 2’de] zikrolunmuştur.

Âyet-i kerîmeleri, sûrelerin, Kur’ân-ı kerîmdeki sıralarına göre; bazılarının tamamını, bazılarının da sâdece konumuzla ilgili kısımlarını zikredelim inşallah...

Bir de öyle bir azap gününden korkun (ve sakının) ki, o günde (kıyâmette), hiçbir kimse, hiçbir kimse adına bir şey ödeyemez, kimseden şefâat de kabul edilmez…” (Bakara, 48)

O günden korkun ki, orada kimse kimse nâmına bir şey ödeyemez, azaptan kurtulmak için kimseden bedel kabul edilmez ve kâfir olduğu hâlde kimseye şefâat fayda vermez, hem de hiçbir taraftan yardım olunmazlar. (Bakara, 123)

Ey îmân edenler! Bir alışverişin, bir dostluğun ve bir şefâatin bulunmadığı bir gün (hesap günü) gelmeden önce, size verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayın. Kâfirler yok mu? İşte onlar zâlimlerdir.” (Bakara, 254)

“…O’nun izni olmadıkça, katında kim şefâat edebilir?...” (Bakara, 255)

“Kim güzel bir şefâatte (yardımda) bulunursa, ona o şefâatten bir hisse (sevap) olur. Kim de kötü bir şefâat (yardım) ve tavassutta bulunursa, ondan kendisine bir günâh payı vardır…” (Nisâ, 85)

“Rableri huzurunda toplanacaklarından korkanları, sen Kur’ânla korkut ki, onların Rablerinden başka ne bir dostu, ne de bir şefâatçisi vardır…” (En’âm, 51)

O kâfirler, Allah’ın mükâfâtı ve cezâsı hak mıdır (gerçek midir)? diye ancak beklerler. Kıyâmette bunların doğruluğu meydâna çıkınca, daha önce dünyâda onu unutanlar şöyle diyecekler: Gerçekten Rabbimizin Peygamberleri hakkı getirmişler. Şimdi şefâatçılardan hiçbiri var mı ki, bize şefâatte bulunsunlar…” (A’râf, 53)

“…Bu putlar, Allah katında bizim şefâatçılarımızdır diyorlar…” (Yûnus, 18)

“Rahmân’ın katında bir ahd (îmân edip söz ve izin) almış olan kimseden başkaları şefâat etmeye sâhip olamayacaklardır.” (Meryem, 87)