Akıl, neleri ne kadar anlayabilir?

11/03/2019 Pazartesi Köşe yazarı R.A

En akıllı denilen kimse bile, sadece din işlerinde değil, uzman olduğu dünya işlerinde de çok hata eder. Çok yanılan bir akla nasıl güvenilebilir?
 
Makâlemizin başında, bir mukaddime olmak üzere belirtelim ki, her şeyin yaratıcısı olan Allahü teâlâ, bütün insanlar için, çok kıymetli vücut uzuvları (organları) yarattığı gibi; hakkı bâtıldan, îmânı küfürden, hidâyeti dalâletten, nûru zulmetten, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, faydalıyı zararlıdan ayırt eden bir meleke olarak, o uzuvların üstünde bulunan aklı da yaratmıştır. Zâten iyiyi kötüden ayırabilen akla, “akl-ı selîm=selîm, sağlam, doğruyu bulabilen, anlayabilen akıl” denir.
Hemen belirtmek lâzımdır ki, akıl yalnız başına, faydalı-zararlı şeyleri, genellikle maneviyyâtı anlayamamaktadır. Şu bir vâkıadır ki, hak ile bâtıl, iyi ile kötü, ancak, bütün mahlûkâtı yoktan var eden Cenâb-ı Hakk’ın bildirmesiyle bilinip anlaşılabilmektedir.
İşte bundan dolayı Allahü teâlâ, insanların, akıllarından faydalanmaları için, Peygamberleri, kitapları, dîni göndermiştir. Kullarına çok acıyıp, onların rahat ve huzur içerisinde yaşamalarını istediğinden, her asırda insanlar arasından seçtiği en üstün, en iyi kimseleri Peygamber yapmış, bunlara çok kıymetli kitaplar göndererek sırât-ı müstekîmi, doğru yolu, huzur ve saâdet yolunu göstermiştir. Dünyâ ve âhirette rahat etme yolunu, Cennete giden yolu, Peygamberler bildirmeselerdi, şüphesiz ki o yol, sâdece akılla bulunamazdı.
 
AKLIN MÂHİYETİ NEDİR?
 
Mukaddes dînimiz İslâmiyet, akla çok önem veren bir dindir; akıl medâr-ı tekliftir (mükellef olma sebebidir). Akıl bir ölçü âletidir; ama her işte ve hele dînî işlerde, ölçü olamaz, sırf akla güvenilemez. Zîrâ akıl, göz gibidir; İslâmiyet de ışık gibidir. Gözümüz, maddeleri, cisimleri karanlıkta göremez. Allahü teâlâ, gözümüzden faydalanmamız için, güneşi, ışığı yaratmıştır. Güneşin ve çeşitli ışık kaynaklarının nûrları olmasaydı, gözümüz işe yaramazdı. Bizler, tehlikeli cisimlerden, zararlı yerlerden kaçamaz, faydalı şeyleri bulamazdık.
Dîn işleri, akıl üzerine kurulamaz. Çünkü akıl, bir karârda kalmaz. Akıl, insanlar arasında da eşit olarak bulunmaz. En yüksek akıl ile en aşağı akıl arasında binlerce derece vardır. Herkesin aklı, birbirine uymadığı gibi, hattâ aynı kişinin, selîm olmayan aklı da, bazen doğruyu bulur, bazen de yanılır ve yanılması daha çok olur.
En akıllı denilen kimse bile, sadece din işlerinde değil, uzman olduğu dünya işlerinde de çok hata eder. Çok yanılan bir akla nasıl güvenilebilir? Devamlı, sonsuz olan âhiret işlerinde, nasıl olur da, akla uyulur?
Akıl, insandan insana değiştiği için, bazı insanlar dünya işlerinde isâbet ettiği hâlde, bazıları yanılabilir. Şek ve şüphe yoktur ki, aklın belli bir sahası vardır. Bunun dışındakileri ölçmeye, anlamaya onun gücü yetmez. Bundan dolayı akıl, Allahü teâlâya âit bilgilerde ve dînî konularda ölçü olamaz. Yalnız akla uymak, gecenin koyu karanlığında, bilinmeyen yerlerde, pervâsızca yürümeye ve engin denizde, acemi kaptanın, pusulasız yol almasına benzer ki, her an uçuruma, girdâba düşebilirler.