Çok söz, iyilikleri yer bitirir!.."

10/02/2023 Cuma Köşe yazarı V.T

"Bir kimse sana, nefsânî hazînesinden bir şeyler vermek isterse, onu sakın kabûl etme!.."

 

Muhammed bin Abdülhâlık Dîneverî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Medine’nin kuzeyinde Vâdi-i Kurâ'da doğdu ve orada ikâmet etti. İran’da Dînever şehrinde vefât etti. Dîneverî zamânındaki bâzı âlim ve evliyâ ile görüşüp mânevî ilimlerde yüksek dereceye ulaştı. Vâdi-i Kurâ denilen yerde senelerce talebe yetiştirdi. Âlim ve velîlerin dersleri ile sohbetlerine koşmayı teşvik eder; "Küçüklerin büyüklerle berâber olmak, onların sohbetlerinde bulunmak arzuları, akıllılıktır." derdi. Güzel ve temiz giyinirdi. Sebebi sorulunca; "Tasavvuf yolunda bulunanlardan bâzısının kıymetli elbiseler giymesi seni şaşırtmasın. Onlar bâtınlarını, kalplerini iyice temizlemeden evvel, gördüğün o kıymetli ve süslü elbiseleri giymezler" buyurdu.

Nefsi gözetmeyi bildirir; "Nefsini hayırlı işlerle meşgul eyle. Aksi hâlde o seni kötü şeylerle meşgul eder" derdi. Kendisine çok konuşmanın zararlarından soruldu. O zaman; "Çok söz, iyilikleri yer bitirir. Hattâ yer, kurutur. Tıpkı kuru arâzinin suyu yuttuğu gibi olur" buyurdu.

Yine buyurdu ki: "Bir kimse sana, nefsânî hazînesinden bir şeyler vermek isterse, onu sakın kabûl etme! Bir kimse ki, sana akıl hazînesinden bir şey vermek isterse, bunu, içindeki hikmet nûru ile mukâyese et! Arzuna göre ister kabûl et, istersen reddet! Bir kimse de, sana kalb hazînesinden bir şey vermek dilerse, sakın onu reddetme! Hemen kabûl et! Hattâ fazla vermesini, arttırmasını iste! Şâyet bir gün gayb âlemi hazînesinden bir şey dağıtana rastlarsan, sakın onu kaçırma! İyi bil ki, en büyük hazîne odur."

Dîneverî hazretleri zaman zaman başından geçen hâdiselerden anlatırdı:

Çok kere sefere çıkardım. Bir defâsında birisini gördüm Tek ayağı vardı. Uzun bir yolculuğa çıkmıştı. Aksayarak gidiyordu. Ona; "Bu hâlin nedir? Bu kadar uzak yere nasıl gidersin? Bu hâlinle nasıl yolculuğa çıktın?" dedim. Bana; "Sen Müslüman mısın?" diye sordu. Ben de; "Evet." dedim. Sonra bana; "Peki sen Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmdeki meâlen; "Biz hakîkaten insanoğlunu şan ve şeref sâhibi kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerine güzel güzel rızıklar verdik. Yine onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık" (İsrâ sûresi: 70) âyet-i kerîmesini taşıyan o olduktan sonra bize ne düşer?" dedi. Bunun üzerine emin, tevekkül sâhibi biri olduğunu anladım.