Ayasofya'nın camiye çevrilmesi meselesi...

23/06/2020 Salı Köşe yazarı R.A

Ayasofya, 478 yıl boyunca, câmi olarak hizmet vermiştir. 1931’de tâmîrât yapılacağı gerekçesiyle ibâdete kapatılmıştır.

 

 

Dünkü makâlemizde yaptığımız uzun mukaddimeden sonra, şimdi gündemdeki konuya gelecek olursak, Ebul-fetih Sultân Mehmed Hân, İstanbul’u fethettiğinde, fethin sembolü olarak sâdece en büyük kilisesi olan Ayasofya’yı Câmiye çevirmiş, diğer kiliselerin hiçbirisine dokunmamıştır. Hattâ Rûmlara yardım etmemek üzere Osmânlılarla anlaşan Cenevizlilerin ihânetleri sâbit olduğunda, büyük Fâtih onları bile affetmiştir. O kutlu fetihten sonra, hiçbir Hıristiyâna zulmedilmemiştir.

Ayasofya, 1453’ten 1931’e kadar 478 yıl boyunca, câmi olarak hizmet vermiş, 1931’de tâmîrât yapılacağı gerekçesiyle ibâdete kapatılmıştır.

Sevgili Peygamberimiz, “Kostantîniyye (İstanbul) muhakkak fetholunacaktır; onu fetheden kumandân ne güzel kumandân, fetheden ordu da ne güzel bir ordudur” müjdesini verdikten sonra, İstanbul, bütün Müslümânların “Kızılelma”sı olmuş ve onlar tarafından defalarca muhâsara edilmiş, ama nice hikmetlere mebni, Fâtih Sultân Mehmed Hân'a kadar bu fetih, başkalarına müyesser olmamıştır...

Hâlihazırda, Türkiye Cumhûriyeti Tapu Senedi’nde Ayasofya Câmii'nin Sâhibi kısmında: “Ebulfetih Sultân Mehmet Vakfı” tescîli vardır. Tapunun vasfı kısmında ise: “Türbe, Akaret, Muvakkıthâne ve Medreseyi müştemil Ayasofya-yı Kebîr Câmi-i Şerîfi” yazılıdır.

1934 yılında Ayasofya Câmii'nin Müzeye çevrilmesiyle ilgili karârnâmede, ilk sayfada başka bir dâirenin, imzâların bulunduğu 2. sayfada ise başka bir dâirenin isminin bulunduğu, evrâk numarasının resmî evrâkın müteselsil numarasına uymadığı, Reîs-i Cumhûr’un izninin bulunmadığı, onun imzâsının sahte olduğu, bu konuda o günkü İçişleri Bakanı Ali Şükrü Bey'in bazı beyânları, bazı târihçilerin açıklamaları, karârnâmenin Resmî Gazete’de yayınlanmadığı konuları bugün yoğun bir şekilde gündemi işgâl etmektedir.

Yine Danıştay’ın birkaç sene evvel, müzenin câmiye çevrilmesi konusu hakkında yapılan bir mürâcaatla ilgili karâr verirken, ıslak imzâ araştırması yapmadığı, konuyu bilirkişilere havâle etmediği, kriminolojik araştırma olmadan re’sen karar verdiği gibi konular mevzu-i bahis edilmektedir.

Yine bir kısım hukûkçular, Ayasofya’nın câmi olması konusunun, bir vakıf konusu, Fâtih’in İstanbul’u fethinin sembolü, kılıç hakkı, mesûllerin çok ağır bedduâdan kurtulmaları konusu olduğunu yazıp söylemektedirler.

Bunun yanında, bu meselenin, Türkiye Cumhûriyeti Devleti’nin egemenlik hakkı olduğunu, şimdi yeni bir Başkanlık karârnâmesi ile tekrâren câmiye çevrilebileceğini; son 15-20 sene zarfında Türkiye’de 80-100 kilisenin restore edildiğini, Hıristiyân vatandaşlarımızdan isteyenlerin o kiliselere rahatlıkla gidebildiklerini anlatıyorlar...