Mezhepten sorulacak

Mezhepten sorulacak

Sual: (Âhirette hangi mezheptensin diye sorulmaz, Kitap ve Sünnet'ten sorulur. Onun için bir mezhebe uymak yanlıştır) deniyor. Âhirette herkes kendi mezhebine göre sorguya çekilmeyecek mi? Mesela bir Hanefî'nin eli kanadıysa onunla namaz kılmışsa o namaz sahih değildir, denmeyecek mi? Bir Şâfiî kadına dokunsa (Abdestin bozuldu) denmeyecek mi?
CEVAP
Elbette, o şekilde sorgulanacaktır. Dünyada bile bir öğretmen, imtihanda talebelere okuttuğu derslerden soruyor, okutmadığı kısımlardan sormuyor. Allahü teâlâ da tâbi olduğu mezhebe uyup uymadığını soracaktır. Karşı cinse dokunarak namaz kılan Şâfiî’nin namazını sahih kabul etmeyecektir. Bir Hanefî de kendi mezhebine göre abdesti bozan bir şey yapıp namaz kılarsa namazı sahih olmayacaktır. Değil avamdan biri, müctehid olan zat bile, bir hükmün doğru olduğunu kesin olarak bilemez. Şâfiî'ye göre, karşı cinse dokunmak abdesti bozar. Hanefî'ye göre bozmaz. Hangisinin doğru olduğunu ancak Allah bilir. Onun için herkes kendi mezhebinden sorumludur.

(O gün her fırkayı imamlarıyla çağırırız) mealindeki İsra sûresinin 71. âyetini İmam-ı Kadı Beydavî hazretleri, (Her ümmeti peygamberleri ve dinde uydukları imamlarıyla çağırırız) diye açıklamıştır.

Her ümmet, peygamberleri ve dinde uydukları imamların isimleriyle çağırılırlar. Mesela, (Yâ ümmet-i Musa), (Yâ Şâfiî) yahut (Yâ Hanefî) denilir. (Beydâvî, Ruh-ul-beyan, Tefsir-i Hüseynî)

Bu açıklamalar da, dört hak mezhepten birine uymak gerektiğini açıkça bildirmektedir.

İyiler de, kötüler de…
Kötü milletler de, zalim krallarıyla çağrılır. Mesela, (Firavun ve taraftarları), (Nemrut’un adamları) diye çağrılır. Kötüler kötü, iyiler de iyi liderleriyle çağrılır. (Meâlim-üt-tenzîl)

Seyyid Ahmed Tahtavî hazretleri buyuruyor ki: Bugün her Müslümanın dört mezhepten birine uyması vacibdir. Mezhepsiz olan, Ehl-i sünnet'ten ayrılır. Ehl-i sünnet'ten ayrılan da bid’at ehli veya kâfir olur. (Dürr-ül muhtar haşiyesi)

İmam-ül-Haremeyn, Burhan kitabında, (Avam, dört mezhepten birine uymalıdır) buyurdu. (Şerhi minhac-ül-üsul)

İbni Âbidin hazretleri, (Bir işin, bir ibadetin sahih olması için dört mezhepten birine uygun olması gerekir. Bir ibadeti yaparken, şartlarından biri bir mezhebe, başka biri de başka mezhebe uygun olursa, bu ibadet sahih olmaz) buyuruyor. (Redd-ül-muhtar s. 51)

Bir işi bir mezhebe göre yapmaya başladıktan sonra, bu işi ve buna bağlı olan işleri yapmaya devam ederken, bu mezhebi zaruretsiz bırakmanın yasak olduğu sözbirliği ile bildirilmiştir. (İbnül Hümam Tahrir-ül-üsul, İbnül-Hacib Muhtasar-ül-üsul, Alâüddin-i Haskefî Dürr-ül-muhtar)

Bir mezhebi taklit edenin, hep ona tâbi olması vacibdir. Zaruret olmadıkça, başka mezhebe göre iş yapması caiz değildir. Bir mezhebe göre amel edenin, bu mezhepten ayrılmasının caiz olmadığı sözbirliği ile bildirilmiştir. (Bahr-ür-raık)

Mutlak müctehid olmayan âlimin, bir mutlak müctehidi taklit etmesi gerekir. (Müsellem-üs-sübut)

Her Müslümanın dört mezhepten birini taklit etmesi vacibdir. Taklit etmezse, doğru yoldan sapar. Başkalarını da saptırır. (Mizan s. 24)

Müctehid olmayanın mezhep değiştirmesi caiz değildir. Dilediği bir mezhebi taklit etmesi lazımdır. (Redd-ül-muhtar)

Hadisten kendi anladığına uyamaz
Müctehid olmayan din adamının, hadisten anladığıyla amel etmesi caiz değildir. Çünkü hadislerin mensuh veya tevilli yahut muhkem olduğunu ayıramaz. (İkt-ül-ceyyid, Muhtasar)

Bir kimsenin, taklit ettiği mezhebi, yani ona uygun iş yapmaya başladığı mezhebi terk etmesinin caiz olmadığı sözbirliği ile bildirilmiştir. (Tahrir)

İbadetlerde ve ictihad ile yapılan işlerde, dört mezhepten birini taklit eden kimse, böyle yaptığı işi, Allahü teâlânın emrine uygun olarak yapmış olur. (Cevhere şerhi)

Taklit etmekte olduğu mezhebe uygunsuz iş yapmaya, hiçbir âlim caiz demedi. (Kimya-yı saadet)

İslam dininin binası, bu dört direk üzerine kurulmuştur. Bir kimse, bu dört yoldan birine girerse ve bu dört kapıdan birini açarsa, başka yola geçmesi ve başka kapıya sarılması, lehv olur, doğru yoldan ayrılmış olur. Âlimlerin sözbirliği ve âhir zamanda Müslümanlara en uygun yol, dört mezhepten birini taklit etmektir. Din ve dünyanın düzeni böyle olur. Herkes, önce dilediği mezhebi seçer. O mezhebi taklide başladıktan sonra, bunu bırakıp, başka mezhebe geçmek, birinci mezhebe suizan etmek olur, caiz olmaz. Sonra gelen âlimler, bunu sözbirliği ile bildirdiler. (Abdülhak-ı Dehlevi - Sıfr-üs-seadet şerhi)