Ramazan ve bayrama veda...
23/03/2026 Pazartesi Köşe yazarı R.A
Resûlullah Efendimiz "Yâ Rabbî, Receb ve Şa’bân aylarında
bizler için bereket ihsân eyle ve bizi Ramazân’a da eriştir, kavuştur" diye
duâ ederdi. Bizler de, bu duâyı çokça okuduk...
Bildiğiniz
gibi, takrîben 3 ay kadar önce, dînimizde kıymet verilen,
mübârek gün ve gecelerin çok kesîf olarak bulunduğu büyük
bir manevî atmosfere girmiştik. Resûlullah Efendimiz, Recep
ve Şa’bân aylarına çok değer verir ve "Yâ
Rabbî, Receb ve Şa’bân aylarında bizler için bereket ihsân eyle ve bizi
Ramazân’a da eriştir, kavuştur" diye duâ ederdi.
Bizler de, bu duâyı çokça okuduk...
Çok
eskilerden beri her kavim, yılın ba'zı günlerine önem vermiş, bunu çeşitli
şekillerde kutlamıştır. Dînî ve millî bakımdan önemi
olan, milletçe her sene kutlanan bu günlere, çeşitli isimler verilmiştir.
İslâmiyetten
önce Türk kavimler ve devletler kendi inanç, örf ve âdetlerine göre belli
günleri, kendileri için kutsal kabûl etmişler ve bu günleri çeşitli
merâsimlerle kutlamışlardır.
Dede Korkut Hikâyelerinde belirtildiği üzere, Hânların
başa geçmelerini, doğum ve zaferlerini kutlamak için toplandıkları,
şölenler tertip ettikleri, ölümleri için yuğ, yanî yas merâsimi yaptıkları
bilinmektedir. Türkler Müslümân olunca, bu eski âdetlerini
terk ettiler.
İslâmiyetten sonra bayram ma'nâsına gelen "îd" ta’bîri
kullanılmıştır. Her yıl Müslümânların sevinçli, neş’eli günleri tekrâr geldiği,
sürûrları avdet ettiği için, böyle sevinçli günlere “ıyd
= îd”, ya'nî "Bayram" denilmiştir.
Şevval ayının birinci günü “îd-i fıtır” yâni Ramazân
Bayramının birinci günü, 10 Zilhicce de “îd-i adhâ” ya’nî Kurbân
Bayramının 1. günüdür.
İslâmiyette
bayram günleri, Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanından
beri, husûsî bir şekilde kutlanagelmiştir. Bütün İslâm devletlerinde de
bayramlar bugüne kadar kutlanarak gelmiştir.
Peygamber Efendimiz Medîne'ye hicret edince, Medînelilerin
Câhiliye âdetlerinden kalma bayramları kutladıklarını gördü ve onları îkâz
etti; “Allahü teâlâ, size onlardan daha hayırlı iki bayramı (Ramazân ve
Kurbân Bayramlarını) ihsân etti” buyurdu.
Dînimize göre, bayram ikidir. Birincisi, Arabî aylardan Şevvâl
ayının birinci günü “Ramazân bayramı”; ikincisi,
Zilhicce ayının onuncu günü “Kurbân bayramı”dır. Ramazân
bayramı, üç gün, Kurbân bayramı ise dört gündür.
Allahü teâlâ, Cenneti Ramazan Bayramı günü yarattı. Tûbâ ağacını
o gün dikti. Cebrâil aleyhisselâmı o gün vahiy elçiliğine seçti.
Peygamber Efendimizin ilk kıldığı bayram namazı, Ramazan Bayramı
namazıdır.
NİÇİN
BAYRAM DENİLMİŞTİR?
İmâm-ı
Gazâlî hazretleri, bayram denilmesinin
sebeplerini şöyle açıklamaktadır:
“1- Mü'minler,
Ramazan Bayramı’nda, Allahü teâlânın farz kıldığı Ramazan orucunu
tutabildikleri için çok sevinirler, bunu bayram kabûl ederler.
2- Bayramlar
her sene tekrâr geliyor. Bu sevinçli gün tekrârlandığı için bayram denilmiştir.
[Zâten bayram ma’nâsına gelen “îd” kelimesi de “avdet” kökünden
gelmektedir.]
3- Bayramda
Allah’ın ihsânı bol oluyor; bol bol ihsâna kavuşulduğu için bayram denilmiştir.
4- Bayram
günü gelince sevinç ve neş’e de geliyor; üzüntüler unutuluyor. Bunun için bayram denilmiştir.”


